TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Hitler ve Mussolini yerine Merkel ve Sarkozy mi var şimdi?

Bilmem kaçıncı Ergenekon iddianamesine ilişkin bilmem kaç klasörlük ek belgeler açıklandığı zaman herhalde çok şaşıracağız.
Bir bakacağız ki Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasını engellemeyi amaçlayan eylem planının hazırlanması için yapılan "Cumhuriyetçi Çalışma Grubu" toplantılarına meğer şimdiki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Alman Başbakanı Merkel de katılmışlar.
Tabii ki bu bir hayal çeşitlemesi.
Ama gerçeklerle öylesine uyumlu bir hayalleme ki bu.
Merkel'in Berlin'de partisinin (CDU) gençlik kolları tarafından düzenlenen ve "Almanya-Fransa Buluşması" adı verilen meydan toplantısında yaptığı konuşmayı herhalde haberlerde izlediniz.
Bu konuşmasında Angela Merkel, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduklarını ve "İmtiyazlı Ortaklık''tan yana olduklarını tekrarlarken şöyle dedi:
- Türkiye ile imtiyazlı ortaklığa "evet", AB üyeliğine "hayır" diyoruz!
Toplantının adından da anlaşılacağı gibi, ikinci konuşmacı da Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'di.

Rusya'nın yanına
Konuşmasında Merkel'i öven Sarkozy "Bild am Sonntag" gazetesine verdiği demeçte AB içinde birlikte karar verdikleri takdirde büyük bir ağırlığa sahip olduklarını belirtirken "Sınırsız bir şekilde genişleyemeyiz" demiş ve sonra konuyu Türkiye'ye getirerek ve şöyle konuşmuştu:
- Türkiye'ye de boş vaatlerde bulunmaktan vazgeçmeliyiz. Bunun yerine birlikte nasıl büyük ortak bir ekonomik ve yaşam bölgesi yaratabiliriz, bunu düşünmemiz lazım. Böyle bir şeyi Rusya'ya da teklif edebiliriz.
Berlin toplantısındaki bir diğer konuşmacı olan Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin (CDU) gençlik kolu "Genç Birlik"in Başkanı ve Alman milletvekili Philipp Missfelder de ajans haberlerine göre Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlar arasında Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan vatandaşların sayısının artığını öne sürmüştü.
Türkiye'nin çok sayıda konuda Avrupa ile uzlaşma yerine çatışma yolunu seçtiğini savunan Missfelder, buna örnek olarak da NATO'nun yeni genel sekreteri seçilen Rasmussen konusunda Türkiye'nin başlangıçtaki tereddütlerini göstermişti.
Dış konjonktürle iç dinamiklerin aynı titreşim katsayısını yakalamaları halinde dramatik gelişmelerin kaçınılmaz olacağına inananlardanız.

Yeni mihver mi?
Görüldüğü gibi nasıl Türkiye'de birileri Avrupa Birliği üyeliği projesini "2'nci Sevr" olarak görüyorlarsa, AB üyelerinden önemli bazıları da, Türkiye'nin AB üyeliğini Kıta için uygun görmemekte ve Türkiye'ye Rusya'nın yanındaki bir "İmtiyazlı yer"i uygun bulmaktadırlar.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de bazıları için çoğulcu demokrasi ne kadar önemsizse ve mesela AK Parti'nin kapatılabilir olması ne kadar normal bir gelişme ise, aynı bakış açısı özellikle Almanya için de geçerli olabilir.
Çoğunluğun algılamasına göre Avrupa Birliği bir "Liberal Demokrasi Projesi" olsa bile Merkel ve Sarkozy için bu, yeni "Mihver"in "Berlin-Roma-Tokyo" yerine "Berlin-Paris" arasında oluşturulması projesidir.
Bu gerçeğin ışığında eğer postErgenekon denilebilecek bir oluşum var ise, bunun beyinlerinin "Cumhuriyetçi Çalışma Grubu" yerine "Batı Çalışma Grubu"nu canlandırmaları daha doğru olacaktır.
Bu "Batı"nın içinde Merkel ve Sarkozy'nin de bulunmaları olayın ağırlığını artıracaktır.
Bu durumda "Diğer Batı"yı temsil eden Obama'ya da gelişmeleri tribünden seyretmekten başka bir yapacak şey kalmayacaktır.
BİZE ULAŞIN