MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Abdullah Gül de Demirel ve Sezer kadar mı tarafsız olmalıdır?

Bize "Çok Partili demokrasi" yetmez.
Bize "Çok cumhurbaşkanlı Çankaya" da gerekiyor.
Düşünün ki bundan önceki iki Cumhurbaşkanı da (S. Demirel ve A.N. Sezer) şimdiki Cumhurbaşkanı da (A. Gül) görevlerine "...üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim" diye yemin ederek başladılar...
Şimdi "Cumhurbaşkanı imzalasa mı imzalamasa mı daha doğru olur" diye bütün tarafların tartıştığı askeri yargılama usulleri yasası Çankaya'da.
Şöyle varsaysak...
Şu anda hem Demirel, hem Sezer hem de Gül Cumhurbaşkanları olarak Çankaya'da bulunsalardı, bu yasaya tarafsız yaklaşmak konusunda uzlaşırlar mıydı, yoksa birbirlerine bir daha selam bile vermeyecek kadar gergin bir tartışma içine mi girerlerdi?
Anayasa'nın da Cumhurbaşkanı yemini içine koyduğu "Tarafsızlık" aslında izafi bir kavramdır.
Kimine göre demokrasi üzerindeki askeri vesayet "Rejim"in teminatıdır. Kimine göre de bu vesayet sonucu olarak Türkiye'de "Askeri demokrasi rejimi" vardır.

Farklı tarafsızlıklar

Bütün Cumhurbaşkanları tarafsızdır ama her biri bu konuda farklı biçimde tarafsızdır.
Daha da karmaşık olan durum ise, seçilmiş başbakanken askeri darbe ile devrilenlerden bazılarının cumhurbaşkanı oldukları zaman asker-demokrasi ilişkisine farklı yaklaşmaları değil midir?
Aynı şekilde darbe solu hedef aldığı zaman askeriyeyi "Peygamberin ordusu" diye öven kesimlerin, hedefe kendileri oturtulduklarında "Faşizmin ayak sesi duyuldu" diye feryat ettiklerini hiç görmedik mi?
Cumhurbaşkanı Gül'ün önündeki yasanın Anayasa'ya uygunluğu teknik bir meseledir. Asıl sorun tabii ki siyasidir.
Neticede Cumhurbaşkanı da siyasi bir karar vermek durumundadır.
Acaba Sayın Gül kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesini e-muhtıra ile engellemek isteyenleri mi, yoksa yargı darbesine de karşı direnerek kendisini cumhurbaşkanı seçtirenleri mi mutlu edecek bir "Tarafsızlık" içinde kararını oluşturacaktır?
Bu tartışmaların temelindeki asıl soruyu ise Fehmi Koru Yeni Şafak'taki "Darbe endişesi vehimden mi ibaret" başlıklı yazısında şöyle seslendirmişti:

Vehmetmek ve fehmetmek
- "Bütün bunları yaptıran vehim, darbe olacağı vehmi"
diye yazıp çizenler var ya, belki de adamlar doğru söylüyorlar, ne malum? En ufak kıpırtıya 'darbe' hazırlığı olarak bakma kuruntusu AK Parti'ye hâkim olamaz mı? Askeri yargının görev alanını daraltan iki maddelik yasa değişikliği sonrasında, CHP sözcüleri ile CHP'nin basındaki sözcüleri, "AK Partililerin vehminin sonucu" diye yazıp çizdikçe benim içimde de bir ses, "Ya doğru söylüyorlarsa?" hatırlatmasını yapıyor.
İsterseniz bu konuyu da bir fıkra ile noktalayalım:
İki arkadaş yolda karşılaşmışlar.
Bir diğerine "Kardeşin nasıl" diye sormuş.
Soru sorulan üzgün bir sesle "Kardeşim çok ağır hasta" demiş.
Soruyu soran onu teselli etmiş:
- Üzülme... Kardeşin hasta değildir sadece hasta olduğunu vehmediyordur...
Aradan bir süre geçmiş... İki arkadaş yine karşılaşmışlar ve biri yine aynı soruyu sormuş diğerine.
- Kardeşin nasıl?
Soru sorulan gözyaşları içinde cevap vermiş bu defa:
- Kardeşim kendisinin öldüğünü vehmediyor... Geçen hafta onu toprağa verdik...
Bu fıkrayı Fehmi Koru'ya ithaf ederken "vehmetmek" ile "fehmetmek" arasındaki anlam farkını da vurgulamalıyız.
"Vehmetmek" yersiz korkuya, kuşkuya düşmek, kuruntuya kapılmak, evhamlanmak anlamına gelir. "Fehmetmek" ise iyi ve tam anlamak, derinlemesine kavramak demektir.
Fehmi Koru'nun her konuda vehmetmesini değil fehmetmesini diliyorum.
BİZE ULAŞIN