MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Biz en acıklı şarkıları bile neşe içinde söyleriz

İngiliz mizah yazarı Jerome K. Jerome'un (1859-1927) ünlü kitabı "Teknede Üç Kişi"de yer alan bir sahne vardır.
İngiliz öğrencilerin bir Almanya gezisinde misafir edildikleri malikanenin yaşlı sahibi piyano başına geçer ve Schubert'in bir "Lied"ini söylemeye başlar.
Almanca bilmeyen İngiliz öğrencilerin Alman arkadaşları, bunları işletir.
Önce ev sahibinin kulaklarının ağır işittiğini söyler onlara.
Oysa adam duyma özürlü falan değildir.
Ama arkadaşlarının söylediklerine kanan İngiliz öğrenciler adamla hep bağırarak konuşurlar.
Alman arkadaşları adamcağızın piyano çalarak seslendirdiği acıklı şarkının çok komik sözlerle dolu olduğunu söyler onlara. Adam hüzünlü bir ifade ile şarkıyı söylerken konuk İngiliz öğrenciler kahkahalar atarak dinlerler onu.

Neşeli bir keder

Aslında bizim acıklı güfteli şarkılarımızın seslendirildiği fasıllara büyük bir coşku içinde katılan rakı sofraları çevresindeki neşeli topluluklarımız da, aynı sahneyi canlandırmazlar mı?
Buradaki temel fark, bizim şarkılarımızın söylenilişine eşlik eden kalabalıkların şarkının sözlerini anlamalarına rağmen, bu sözlere pek aldırmamalarıdır.
Örneğin bir Nihavent faslında güftesi de bestesi de Sadi Hoşses olan şarkının hep birlikte coşkuyla ve neşeyle söylenildiğini hiç duymadınız mı?
"Ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor
Devâsı yok, garip gönlüm günden güne eriyor
Feryâdıma efganıma kimse bir ses vermiyor
Devâsı yok, garip gönlüm günden güne eriyor"
Galiba tüm sosyo-politik yaşamımızın da ifadesidir bu kederle karışık neşeli halimiz.
Sanki sürekli bir "Acı Tebessüm" ifadesi vardır hayatımızda.
Örneğin TÜSİAD yönetimi "İMF ile anlaşma için acele edilmeli" derken aynı anda "Yargı reformu için acele edilmemeli" diye bildiriler yayınlarsa hepimiz acı acı gülmez miyiz?
Bu bıktırıcı ama gülünç tablonun dışındaki dünyadan ise insana insanlığından kıvanç duyuran haberler geliyor.

İşte çağdaş uygarlık
Dişinin yardımı ile görmesi sağlanan İngiliz'in öyküsünü herhalde gazetelerde okudunuz.
Bu haberi kaçıranlar için hatırlatayım:
Bundan 12 yıl önce bir patlama sonucu iki gözü de kör olan Martin Jones, lens iliştirilmiş diş nakli yapılmasının ertesinde görmeye başlamış.
Bu operasyonu gerçekleştiren Dr. Christopher Lui önce Jones'un çekilen köpek dişini, adamın yanağının iç kısmına yerleştirerek damarlanmasını sağlamış. Üç aylık bu "dişin damarlandırılması" süreci sonunda bir operasyon ile diş alınarak içine yapay mercek yerleştirilmiş. Sonra da diş, hassas bir operasyonla göz boşluğuna nakledilmiş.
Bütün bu işlemlerin arkasından Jones görmeye başlamış. Bu şekilde dört yıl önce evlendiği eşinin yüzünü de ilk defa görmüş Martin Jones.
Düşünebiliyor musunuz Dr.Lui'nin gerçekleştirdiği işin çapını?
"Gözüm sizi bir yerden ısırıyor" deyişinin gerçek olması değil midir bu?
Dr. Hikmet Kıvılcımlı "Toplumu bilinçlendirmek dolmayı pirinçlendirmeye benzemez" derdi.
Dişi damarlandırıp göz yapmak acaba neye benzemez ?
Acaba "çağdaş uygarlık"la ifade edilmek istenilen şey neye benziyor?
Bakalım bu sivilleşme dişimize mi yoksa gözümüze mi hitap edecek?
BİZE ULAŞIN