MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Herkesin hukuku tek ama herkesin yargısı farklı mı olsun?

Askerlerin meslekleri ile ilişkili olmayan fiillerinin sivil mahkemelerde yargılanması, tabii ki askerleri mutlu etmez.
Çünkü en azından "Mesleki dayanışma"nın devre dışı kalması söz konusudur.
"Sivil dayanışma" diye bir olgu var mı ki "Asker dayanışması" olabilsin, diye düşünebilirsiniz...
Tabii ki topyekûn bir sivil dayanışma olamaz... Sivillik çok sesli, çok kanatlı, çok renklidir.
O kadar çok seslidir ki sivillik, bir askeri darbe ihtimali söz konusu olduğunda bir bölüm siviller darbeci askerlerle dayanışma içine bile girebilirler.
Neticede askerlerin hepsi "militer"dir, sivillerin ise bazıları "militarist"tir.
Asker demokrasiye bağlı da olabilir ama askerlikte demokrasi olamaz. Buna karşı bazı siviller demokrasiye karşı da olabilirler.
Sivillikte sınıflar, çıkar ve baskı grupları, ideolojik farklılıklar vardır.
Ama sivil mesleklere ve her çeşit sivil birlikteliklere özgü dayanışmalar da söz konusudur.

Doktorlar ve kasaplar için
Geçenlerde Herkül Millas mesleki dayanışmalara dayalı yargısal ayrıcalıklar üzerine Zaman'daki yorumunda çeşitlemeler yaparken şöyle demişti:
- Örneğin topluluğumuzun en saygın insanlarından olan doktorları ele alalım. Onlar da kendi alanlarında yapılan hataları kendileri yargılamak isterlerse ne olacak? Zaten bir ameliyatta hasta ölünce bunun nedenini doktorlardan oluşan bir mahkeme heyetinden daha iyi anlayanın olmayacağını kimse inkâr edemez.
- Dişçiler, eczacılar da aynı kategoriye girebilir. İlacı yutan adam öldü diyelim. Suç yanlış ilacı pakete sarmış olan eczacıda mı yoksa zaten eceli gelmiş olan insanda mı? Bunu doktorlar birliğinin iç hizmet yönetmeliğinin saptayacağı mahkeme heyeti kararlaştırabilir.
- Turşucunun, terzinin, sıvacının, kasabın görevi sırasında ya da iş mahallinde yaptığı hatalar neden lonca mahkemesinde görülmesin? Diyelim kasap satırı indirdi ve adamı yere yatırdı. Ama müşteri bu iş mahallinde doğru mu davranıyordu? Ya hatalı yerde durmuşsa, ya haddini aşıp elini tezgâha uzatmışsa! İşte buna ancak kasaplar mahkemesi karar verir diyebilirler, emsal göstererek.
Millas'ın bu çarpıcı örneklerini değerlendirdikten sonra sık sık vurgulanan bir gerçeği de bu noktada hatırlamamız gerekiyor.

Asker veya sivil olabilir
- Yargının bağımsız olması kadar ve hatta ondan daha önemlisi yargının tarafsız olmasıdır. Adalet terazisini elinde tutan kişinin gözleri gerçekten bağlı olmalıdır.
Yani mahkeme sivil veya askeri olabilir, bu bir meseledir.
Fakat mahkeme bir yere veya bir ideolojiye bağımlı ise ve kararlarını birilerine yaranmak için veriyorsa asıl mesele bu noktada oluşur.
1960'ın 27 Mayıs askeri darbesi ertesindeki Yassıada duruşmalarının hâkimi Salim Başol da, savcısı Ömer Altay Egesel de sivildiler.
Başol sanıkların ve avukatların savunmalarını yarıda kesiyor bir nevi ihsas-ı reyde bulunuyordu.
Bir keresinde davranışlarını eleştiren ve hukuka saygı gösterilmesini isteyen bir sanığa şu cevabı vermişti:
- Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.
Neticede Başol'un kararlarını kabul veya reddedecek üst merci Milli Birlik Komitesi'ydi.
Yargıcın sivil olması sadece göstermelik bir olguydu.
O özdeyişi hep hatırlamalıyız:
- Bir ülkede mahkemelerin var olması adaletin de var olduğunun kanıtı değildir. Mahkemeler adaletin var olması için bir şans yaratırlar.
Bazıları için "Rejim"in temel direklerinden biri "Tevhid-i tedrisat" değil midir.
Bu konuyu Herkül Millas'ın son cümlesi ile noktalıyorum:
- Tevhid-i tedrisattan sonra tevhid-i hukuk da arıyorum!
BİZE ULAŞIN