MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Kifayetsiz muhterislerin yazgısında "Yargı bağımlılığı" vardır

Kabul edin ki oldukça garip bir siyaset ve hukuk anlayışı egemen bu topraklarda.
Örneğin askeri bir darbe yapıldığında ya da bir darbe için cuntalaşmalara gidildiğinde hukukçular bunların meşruiyetini kanıtlayacak yazılı hukuk metinlerini kolayca sıralıyorlar.
Bazıları "İç Hizmet" mevzuatını hatırlatıyor, bazıları da "Rejim"i kollama ve koruma görevinin askerlere ait olduğunu anayasal gerekçelerle vurguluyorlar.
Dahası var mı?
12 Eylül 1980 askeri müdahalesinde TBMM de, siyasi partiler de kapatıldı, Anayasa lağvedildi.
Bu dönemde sadece Anayasa Mahkemesi açık kaldı.
Kapatılan sendikalardan birinin merkez binası da Anayasa Mahkemesi'ne tahsis edildi.
Düşünün ki 27 Nisan e-Muhtırası'nı Genelkurmay'ın internet sitesine kimin nasıl yerleştirdiği tartışılırken, dönemin Genelkurmay Başkanı "Ne olacak yani?
Ben yazdım, ben yerleştirdim bunu internete"
dedi.
Her konuda her şeyi durduran, yasaklayan, iptal yollarını gösteren sayısız yasalardan hiçbirisi bu konuda işletilemedi.
Buna karşı seçilmiş hükümetler herhangi bir icra kararı aldıklarında veya TBMM bir konuda yol gösterici yasa çıkardığında, bunları engellemek, hukuk dışı damgasını vurmak veya iptal etmek için, mutlaka bir yazılı hukuk metni bulunuyor.
1970'lerde İstanbul Belediyesi CHP'nin yönetimindeydi. Ahmet İsvan 1973 seçimlerinde yüzde 64 oy oranıyla Belediye Başkanı seçilmişti.

Yasalar izin vermiyormuş

O dönemde İstanbul'un sokakları ve caddeleri çöp dağları ile dolmaya başlamıştı.
Kısacası Belediye çöpleri toplamıyordu.
Ahmet İsvan'ı televizyon programına davet ettim ve "Neden İstanbul'un çöpleri toplanmıyor" diye sordum.
- Yasalar çöpleri toplamamıza izin vermiyor, diye cevaplamıştı sorumu...
Türkiye'deki yasalara bu açıdan bakarsanız, Boğaz'a köprü yapılmasına da, mayınlı arazilerin temizlenmesine de, özelleştirmelere de yasaların izin vermediği yorumunu seslendirmeniz mümkündür.
Lozan'la varlığını sürdüren Heybeliada Ruhban Okulu, yasa uyarınca kapatılmamış mıdır mesela?
Hatırlayın 1983 genel seçimlerine gidilirken Necdet Calp ile Turgut Özal'ın televizyondaki tartışmalarını.
Turgut Özal "Biz iktidar olursak birinci köprüyü satıp, bunun gelirleriyle ikinci köprüyü yapacağız" dediğinde kapatılmış CHP'nin yerine ikame edilmek istenen Halkçı Parti'nin lideri Necdet Calp masaya vurup, "Köprüyü sattırmam" diye tepki göstermemiş miydi?

Kararnameler ve kanunlar

Yıllarca devlet bürokrasisine hizmet veren Calp "Sattırmam" derken tabii ki yasalara güveniyordu. "İhracat hamlesi" başlatıldığında da yasalar bunu da engellemesin diye Kanun Kuvvetinde Kararname çıkartılmamış mıydı?
Daha sonra ihracatçılar mahkeme mahkeme sürünürlerken bunlardan biri "Özal bizi kararnamelerle teşvik etti ama kanunlarla mahkûm olduk" diye dert yanmıştı.
Kısacası burada hem iktidar olmak hem de hiç icraat ve reform yapmak istemiyorsanız, yasalar buna imkân tanır.
CHP de hiç iktidar olamadığı için iktidar olanların ellerini kollarını bağlamak amacıyla bu yasaları kullanarak Danıştay'a veya Anayasa Mahkemesi'ne bağımlı bir siyaset tarzı üretir.
Öylesine garip bir hukuk ve siyaset anlayışıdır ki bu, eğer darbeleri önleyici çabalara karşı yasa maddeleri ile engelleme yapmak imkânı bulunamazsa, mahkemelerde bir arada olmamaları gereken hâkimler ve savcıların, siyasette aynı platformda bir araya getirilmeleri için çaba da gösterilir.
Neticede sonuç ortadadır.
Onlar aya giderken biz ise her gece Heybeli'de mehtaba çıkmayı yeterli buluruz.
Burada icraatçı ve vizyoner sivil siyaset, atletizmdeki engelli koşudan daha fazla engellidir.
BİZE ULAŞIN