MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Toplum mühendisliği artık istikbal vaat etmiyor...

Bazı meslekleri icra etmenin artık mümkün olmadığı kesin bir gerçek...
Bu mesleklerin en önde geleni de "Toplum mühendisliği"dir.
Yaşadığınız çevrenin bir dününü bir de bugünü düşünün.
Örneğin İstanbul'un nüfusu 1950'de milyondan daha azdı.
1961'de Orhan Kemal ve Muzaffer Buyrukçu'nun yanında deneyimsiz bir gazeteci olarak İstanbul'un "Yeni semtleri"ni dolaşıp, röportajlar yapmıştım.
Gaziosmanpaşa o zaman Taşlıtarla'ydı. Gültepe'nin Kuştepe'nin nüfusları 3-4 bindi.
Gültepe'de bir dükkânda ilk kez bir dikiş makinesi satılmıştı ve bunu haber yapmıştık.
Önceki gün yolumu şaşırıp Ataşehir'le Bakkalköy arasında yanlış bir yola girdim.
Hiç bilmediğim, duymadığım, gökdelenlerle dolu yeni bir semtte buldum kendimi.
Çocukluğumun Ankara'sını da tanıyamıyorum artık.

Ermeni tehciri bile

Ankara'da Maltepe'den sonra şehir neredeyse biterdi. Bahçelievler istikbal vaat eden yeni bir yerleşim merkeziydi.
İstanbul'da da Şişli'den ötesi bir nevi varoştu. Mecidiyeköy'de bir film stüdyosu ve dut bahçeleri vardı. Levent denilince birkaç tane ikramiye için yapılmış banka evlerini hatırlardık.
Babam ekonomiden sorumlu bakan olduğu için, İstanbul'a gelince Beykoz Kundura Fabrikası'nı Devlet adına ziyaret ederdi.
1955'te 6-7 Eylül gecesi İstanbul'daki Rumların evleri, dükkânları yağmalanıp, tahrip edildiğinde bunu bir "İç mesele" olarak geçiştirmemiş miydik?
Şimdi Cumhuriyet öncesinin "Ermeni Tehciri" bile Cumhuriyet'in dış siyasetinin sorunu oldu.
Artık Türkiye'de "Kürt yok" diyebilir miyiz?
TBMM'de partileri, grupları var Kürtlerin.
Toplam nüfus 20 milyonken susturarak bastırabildiğimiz gerçekler, 70 milyonu geçen bir nüfusta nasıl su yüzüne çıkmaz ki?
1970'lerin başında Bodrum'dan Mavi Yolculuk'a çıkacaklar için beklenen haber, Milas'tan iyi kaliteli buzun Bodrum bakkallarına geldiğinin bildirilmesiydi.
Anadolu'yu dolaşın aynı izlenimlerle dünü bugünle karşılaştırırsınız.
Otoyollar, çiftyollar, fabrikalar, bakımlı kentler...
Bir Ankara bir de İstanbul radyoevini ele geçirince Türkiye'de kitle iletişimine hâkim olurdu 1960'ların ve 70'lerin darbecileri.

Roj TV meselesi
Şimdi kimin hükmü Roj TV'ye yetiyor ki?
Türkiye bu kadar büyür ve gelişirken bu kendi kendine, bir doğa olayı biçiminde gerçekleşmedi ki.
Öncelikle dünya değişti.
Bu değişimin farkına varmayan Sovyetler çöktü, Yugoslavya dağıldı, Irak işgal edildi.
Türkiye'yi çöküntüden demokrasi kurtardı.
Halk iş yapanları, dünyaya açık olanları ve kendileri gibi olanları seçti hep.
Bugün ordunun elinde en gelişmiş silahlar, uçaklar, zırhlılar, helikopterler varsa, subaylar makam araçlarına sahipse, bunların finansal kaynaklarını da seçilmiş siviller sağladı.
800 bin nüfuslu İstanbul'un tüm elektrik ihtiyacını Silahtarağa Santralı, mutfak ocaklarının alevini de Dolmabahçe'deki Gazhane sağlardı.

Geri kalmışlık

Belirli yaşın ötesindekiler için THY ile Avustralya'ya, Çin'e, Amerika'ya gitmek bir rüya değil miydi?
Benim gazeteciliğe başladığım dönemde gazetelerdeki ekonomi haberi Kapalıçarşı'daki altın fiyatını bildirmekten öteye gitmezdi.
Birkaç tane akıl boyları ihtiraslarının boylarından daha kısa asker- sivil cuntacı, devleti ele geçirip toplumu şekillendirmek için ne tür projeler hazırlayabilirler ki?
Olsa olsa suça teşebbüs aşamasında yakalanıp teşhir edilirler.
Kurtarmak istedikleri devleti, içeride istikrarsızlığa dışarıda ise itibarsızlığa mahkûm etmekten başka ne yapabilirler?
Türkiye artık geri kalmış bir 3'üncü Dünya ülkesi değil.
Türkiye artık "Toplum mühendisliği" nin değil "Değişim mühendisliği"nin ilgi alanında.
"Şeriat geliyor" fobisi artık piyesteki "Hain Kurt"tan öteye anlam ifade etmiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN