MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Bazı temel ilkeler teorik görünseler de gerçektirler

Sosyo-politik alanı ilgilendiren hiçbir konu "Siyaset üstü" veya "Siyaset dışı" olamaz.
Ama bu konulardan bazılarının "Partiler üstü" olması mümkündür.
Demokrasinin ve toplumsal barışın sağlığı da, bazı konuların partiler üstü tutulabilmelerine bağlıdır.
Örneğin anayasal demokrasiye yönelmiş bir militarist tehdit varsa, bu eğilimdeki belirli siyasal fraksiyonlar "Bonapartizm" i savunabilirler.
Hatta kendilerini "Aydın" olarak sunan belirli düşünce odakları askeri darbelerden bazılarını "İyi darbe" bazılarını da "Kötü darbe" şeklinde sınıflandırabilirler de.
Ama çoğulcu anayasal demokrasinin vazgeçilmez öğeleri olan siyasi partilerden hiçbiri darbeci olamaz. "Sivillik" anayasal demokrasilerde "Partiler üstü" bir konudur.
Mesela bir muhalefet partisinin lideri, seçim kazanarak iktidara gelmesi mümkün görünmese bile "Ben darbe yanlılarının avukatıyım" diyemez.
Ne yazık ki Türk siyasetinde bu tür temel kavram değerlendirmelerini her dönemde yeni baştan öğrenmek veya hatırlamak durumundayız.
Evrensel bir doğruyu ifade eden özdeyiş de tabii ki yanlış değil.
Buna göre "Siyasetin hafızası zayıf, devletin hafızası ise güçlü olduğu ölçüde demokrasi sağlığını korur."
Bu özdeyiş siyasi kavgaların ve kamplaşmaların kan davalarına dönüşmemesi gerektiğini özellikle vurgular.

Sürekli kriz yaşanır mı?

Ama aynı şekilde demokrasinin de hafızalardan hiç çıkmaması gereken temel gerekleri vardır.
Bir ülkenin kronikleşmiş ve sık sık kriz konusu niteliğine bürünen, sürekli kan dökülmesine yol açan temel bir sorununu demokrasi yoluyla çözebilmek imkânı varsa, bunun başarıya ulaşması isteği "Partiler üstü" bir konu olmak zorundadır.
Aksi halde siyasi partilerden bir bölümü toplumsal yaşamın şiddetten ve gerilimden yana olanlarının temsilcileri durumuna düşerler.
Günlük siyasi çalkantılar arasında ne kadar gerçek ötesi görünse de çoğulcu anayasal demokrasilerin meşru siyasi partileri bir noktada "Gelecek seçimler"i olduğu kadar "Gelecek kuşaklar"ı da düşünmek zorundadırlar.
Türk toplumunun siyasal yaşamının geçmiş aktörleri gelecek seçimlerle gelecek kuşaklar arasındaki gözetim dengesini tutturamadıkları için, neredeyse 100 yıldır çözümsüz olarak hep yarına aktarılan sorunlar üzerinde bugün de aynı çizgide bocalayıp duruyoruz.
Kendileri defalarca askeri darbeye bazen tanık, bazen de hedef olmuş siyasi figürlerin, hâlâ militarist çeşitlemeler yaptıklarını bile görmüyor muyuz?
1930'larda "Kürt Realitesi"ne veya "Alevilik Gerçeği"ne karşı Tek Parti rejiminin "Çözüm" diye uyguladığı yöntemleri, 2009'da yeniden tazeleyip siyaset sofrasına sürenlere tanık olmadık mı?

Temel ilke ve doğrular...
Çoğulcu ve uzlaşmalı anayasal demokrasinin teorik gibi görünen ama aslında olmazsa olmazları olan temel ilkelerini artık özümsememiz ve bunları çiğnemekten kaçınmamız gerekiyor.
İçişleri Bakanı Atalay'ın "Açılım"la ilgili yaptığı son açıklamanın şu cümlelerine muhalif veya muvafık farkı olmaksızın herkes katılmalıdır:
- Terörün hâkim olduğu yerde demokratikleşme gerçekleşmez. Şiddetin değil sözün hâkim olmasını istiyoruz. Çalışmaların temel amacı terörü tasfiye etmek. Her türlü düşüncenin serbestçe ifade edilebildiği demokratik ortamın varlığı için uğraşıyoruz. Birileri serbestçe tartışma ortamından rahatsız olmuştur. Demokratik standartların yükseltilmesinden rahatsız olanlar, süreci baltalamak için şiddete başvurdular. Kamu mallarını ateşe verenler, masum çocukları belediye otobüslerinde yakanlar aynı amaca hizmet ediyorlar. Terörle mücadele kısır siyasi hesaplaşmalara kurban edilemeyecek kadar ciddi bir iştir. Herkesin üzerine düşeni yapması gerekir. Toplumun tüm kesimleriyle birlikte hareket etmek zorundayız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.