MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Türkiye'nin yarını daima dününden daha iyi olmuştur...

Yurt dışında yaşayan bir sayın okurumdan gelen e-maili aynen aktarıyorum:
"Merhabalar Sayın Barlas,
Ben Hollanda'dan 20 yaşında bir okurunuzum. Çok klişe olacak; lakin yazılarınızı beğenerek takip ediyorum.
Bu düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.
Nedenini soracak olursanız...
Hollanda'da yaşamama ragmen bir nebze de olsa Türkiye'deki yurttaşlarımızın duygu ve düşüncelerini tahmin edebiliyor, biraz olsun empati kurabiliyorum. Burada Türkiye'de olduğu kadar yoğun bir gündem asla görmedim. Hele ki yolsuzluktan, derin devletten, yurt içi kandan, savaştan, ölümlerden, haksızlıklardan oluşan bir gündem asla!
Ben elbet buranın ekmeğini yiyorum fakat buraya ait hissetmiyorum kendimi.
Çok düşünüyorum!...
Eğer ben memleketimde yaşıyor olsaydım ne durumda bulunurdum? Bunu düşünmek bile beni ürkütüyorsa, bu durumu birebir yaşayan insanların duyguları hakkında ne yorum yapılabilir ki?
Halkımız adına çok üzülüyorum. Kendi çapımda çabalamama rağmen ne yazık ki elimden bir şey gelmiyor...
Eger bu iletiyi okuduysanız ne mutlu bana.
Saygı ve sevgilerimle.
Hatice Bakım"
Sayın Bakım'ın seslendirdiği düşüncelerini ve gözlemini ciddiye almak gerekiyor. Demek yurt dışından medya aracılığı ile Türkiye'yi izleyen bir kişinin görebildiği tablo, böylesine karamsarlığa sürüklüyor insanı.
Oysa Türkiye sadece "yolsuzluktan, derin devletten, yurt içi kandan, savaştan, ölümlerden, haksızlıklardan" oluşan bir gündem üzerinde yaşamıyor.
Bunlar da gündemimizin bir bölümünü oluşturmaktalar.

Gündemimiz tek maddeli mi?

Ama bütün bunların ötesinde, elverişsiz bir jeo-politik bölgede 100 yıla yaklaşan süredir barışı ve toprak bütünlüğünü koruyan, çoğulcu demokrasisini yerleşik bir yaşam tarzı haline getirmeye çalışan, AB Kriterlerini devlet ve toplum hayatının üst değerleri olarak benimsemiş, çoğunluğu genç, ümitlerle dolu 70 milyonu aşkın insanın öyküsünü de içeriyor Türkiye'nin gündem maddeleri.
Devletin ve toplumun genlerindeki "Siyaset"e ait bilgiler kavgayı ve şiddeti içerse de, bütün bu bilgileri yenileri ile değiştirecek yerel ve evrensel gelişmeler, Türkiye'de şu anda "Eski" ile "Yeni" arasındaki gerginliği tırmandırmakta.
Düşünün ki çok yakın geçmişte bir askeri darbe, demokrasiye parlamento dışından yapılan bir müdahale "Doğal" ve hatta "Meşru" kabul edilirdi.
Çok yakın dünün Türkiye'si "Tabuların ülkesi" değil miydi?
Mesela "Kürt" kelimesini kullanabilir miydik?
Türkiye şimdi hem bunları aşıyor, hem kendi geçmişini ve kurumlarını sorguluyor, hem de ticarette, sanayide, turizmde ve hemen her alanda dünya rekabetinde yerini alıyor.
Her alanda yetişmiş kadrolarımız var.
Tabii ki Türkiye'yi bugünün Hollanda'sı ile karşılaştırmak insanı çok rahatlatmaz.
Hollanda 41 bin kilometrekarelik, 17 milyon nüfuslu bir Avrupa ülkesi.

Kişi başına 50 bin dolar

Kişi başına düşen ulusal gelir payı 50 bin doların üzerinde.
Buna rağmen siyasal huzursuzluk konusunda Hollanda'nın da sorunları var.
Kültürler arası ilişkilere bakış açısı "Hoşgörü" üzerinde kurulu Hollanda'da 2002'de yabancı düşmanı siyasetçi Pim Fortuyn, 2004'te de "İslam'da Kadın" konulu filmin yönetmeni Theo van Gogh öldürülmediler mi?
Bugün de Hollanda siyasetinde yabancılara karşı eskisinden farklı bir tahammülsüzlük yok mu?
Eğer bir Hollandalı olarak yurtdışından kendi ülkenizi medya aracılığı ile izleseniz, her halde öncelikle bu gibi konular dikkatinizi çekerdi.
Sayın Hatice Bakım'ın ruh hali Türkiye'de yaşayıp Türkiye'nin tek gündemli medyasını izleyen kesimlerde de var.
Ama hepimiz biliyoruz ki Türkiye daima bugünü dününden daha ileri ve daha ümit veren, yarını da bugününden daha ileri olacak ve daha ümit verecek tadına doyulmaz güzellikte bir ülkedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.