MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Dünü bilmek, bugünü yaşamak ve yarını öngörebilmek...

Bugün hem 2009'un son günü hem de 21'inci yüzyılın 10'uncu yılına adım atıyoruz.
Duruma göre "Zaman" çok somut bir olgu da çok soyut bir algılama da olabiliyor.
Zamana Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiirindeki gibi bakmayı denemek belki de en doğru yaklaşımdır...
"Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında"
Bu yazıyı 2009'un değil de 1909'un son gününde yazmış olsaydım, ülkemin 20'nci yüzyılın ilk yarısında yaşadıklarına bakarak acaba sonraki dokuz yılda neler olacağını öngörebilir miydim?
Balkan Savaşı ve 1'inci Dünya Savaşı yenilgilerini, Fatih'ten Kanuni'den beri bizim olan Selanik'in, Halep'in elimizden çıkacaklarını, Anadolu'nun parçalanıp işgal edileceğini, Kurtuluş Savaşı'nın başlayacağını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun göründüğünü tahmin edebilir miydim 1909'un son gününde?

Kim neyi görebilirdi ki? "
Zaman"
böyle bir şey işte.
Bir Iraklı gazeteci 1999'un son günündeki yazısında ülkesinin işgalini, Saddam'ın idam edilmesini, Celal Talabani'nin Cumhurbaşkanı olacağını falan tahmin edebilir miydi?
İnsanlar için öndeki yılların sayısı geride kalanlardan az olduğu zaman buna "Yaşlanmak" deniyor.
Ancak "İnsanlık" için durum bunun tam tersi.
İnsanlığın önündeki yıllar sonsuz gibi.
İnsanlık hep genç.
Toplumlar da öyle.
Devletler yaşlanıyor ve bazen yok da oluyorlar.
Mesela 1989'un son gününde Sovyetler Birliği'nin parçalanıp, çökeceğini öngörebilir miydiniz?
Düşünün ki hemen yanıbaşımızda oldu bu.
Bütün bunlar "Zaman"ı ciddiye almamızın gerektiğini göstermiyor mu bize?
Bugünü dünün koşulları içinde anlamak pek mümkün değil.
Bugünü anlamak ve yarını daha sağlıklı tahmin edebilmek için dünü bilmek tabii ki kaçınılmaz bir gereklilik.
Ama bugünü dünün koşulları içinde yaşamak ve düne ait anlayışlarla bugünü ve yarını yorumlamak, insanı sadece yanılgılara sürükler.
İnsan zamanı önemsemediğinde eski Yeşilçam'ın özensiz tarihi filmlerindeki Fatih Sultan Mehmet'in kol saatine bakması veya Kanuni'nin akıncıları koşarken arkada telgraf direklerinin görülmesi benzeri anakronik yanılgılara sürüklenir.
Kurumlar için de bu kurumları yönetenler için de yurt ve dünya koşullarının bugünkü gerçeklerine uyumlu olabilmek, aynı ölçüde önemlidir.

Yaşayanların beklentileri

Bu açıdan bakıldığında alınan kararlar geçmişin özlemlerini değil geleceğin gereksinimlerini karşılamayı amaçlamalıdır. Yaşayanların beklentilerinin artık yaşamayanların söylemleri karşısında öncelikleri olmalıdır.
Eski "Devlet" anlayışı yeni "İnsan" gerçeği karşısında dengelenmelidir.
1999'un son gününde El Kaide'nin ABD'yi vuracağını, ilerideki 10 yılda Çin'in dünya ticaret ve sanayisinde baş oyuncu rolünü üstleneceğini, Türkiye'de AK Parti'nin iki dönem iktidar ve Tayyip Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah Gül'ün de Cumhurbaşkanı olacağını tahmin edebilir miydiniz?
Düşünün bir kez...
Bir siyah derili şimdi ABD'nin Başkanı, bir kölenin torunu olan eşi de dünyanın "First Lady"si.
Yeni bir yıla girmeden Tanpınar'ın "Ne İçindeyim Zaman"ın şiirinin son dörtlüğünü de hatırlatayım siz sayın okurlarıma:
"Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim
Mavi masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim..."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.