MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Koltuk yüksek olunca oturan kendini üstün mü görür?

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un "Kurtlar Vadisi" dizisindeki İsrail karşıtı görüntüleri protesto etmek için Dışişleri Bakanlığı'na çağırdığı Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u kendi koltuğundan daha alçak bir kanepeye oturttuğunu vurgulaması ve medyanın önünde Büyükelçimizle el sıkışmaktan kaçınması, bu deneyimli diplomat-siyasetçiye yakışmayan bir davranış olmuş. İsrail medyasında yer alan haberlere göre gazetecilerin Çelikkol ile tokalaşmasını istedikleri Ayalon bunu reddederken gazetecilere de İbranice olarak "Dikkat edin o alçakta biz yüksekte oturuyoruz, masada sadece bir İsrail bayrağı var ve gülümsemiyoruz" demiş.
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'a yakın kaynaklar ise Ayalon'un bu ifadeleri kullandığı sırada kameraların açık olduğunun farkına varmadığını belirtmişler.
Siyaset öncesi yaşamında Dışişleri'nde üst görevler ve müsteşarlık yapan, Sharon döneminde İsrail'in ABD'deki Büyükelçisi olan Ayalon, siyasette de İsrail'in aşırılarının karşısındaki bir isim. Örneğin işgal edilmiş Gazze'deki Yahudi yerleşimlerine karşı olanların öncülerinden biri...
Ayalon acaba neden böyle bir çağdışı gösteri yapmaya özendi?
Televizyon dizilerinden hükümetlerin sorumlu olmadığını bilmek için çok mu akıllı olmak gerekir?
Aslında bu oturma düzeylerine dayalı diplomatik üstünlük gösterileri de eski çağların uluslararası ilişkilerinde, bir de bugünün özellikle Ortadoğulu despotlarının davranışlarında görülür.

Anlamsız gösteriler

Bütün devletlerin eşit sayıldığı ve uluslararası toplantılarda ülkelerin alfabetik diziyle sıralanacağı gibi hâlâ geçerli olan protokol kurallarının "Aix-la-Chapelle Kongresi"nde (1818) düzenlenmesinden önce, hükümdarların ve onların temsilcilerinin üstünlüklerini bu tür gösterilerle sergilediklerini biliyoruz.
Mesela bir ülkenin temsilcisi at sırtında, diğeri yerde ayakta ise, burada at sırtındaki temsilcili ülkenin daha büyük ve güçlü olduğu anlaşılırdı eski çağ diplomasisinde.
Böyle örnekler var.
18'inci yüzyılda Osmanlı ve Avusturya imparatorluklarının temsilcileri at sırtında karşılaştıklarında Osmanlı temsilcisi boş bulunup eğerden kalkmış ve tek ayağını üzengiden çıkartıp, attan inme pozisyonuna geçmiş. O sırada bir bakmış ki karşısındaki Avusturyalı istifini bozmadan at sırtında oturmakta. Karşıtından daha önce yerde olmamak için dakikalarca tek ayağı havada öyle kalakalmış.
Bunun gibi iki hükümdar hangi ülkenin toprağında görüşürlerse, o ülkenin daha üstün olduğu varsayılırdı eski çağ diplomasisinde.
Mesela 15'inci yüzyılda birbirlerine üstünlük taslamamak için İngiltere Kralı 4'üncü Edward ve Fransa Kralı 11'inci Louis, bir köprü üzerinde görüşmüşlerdi. Napolyon ile Çar Aleksandr da, Tilsit Nehri üzerindeki bir salda (1807) buluşmuşlardı.
Daha eskiden kalma anlayışların edebiyatımıza yansımasını ise, Ömer Seyfettin'in "Pembe İncili Kaftan" öyküsünde görmedik mi?

Pembe İncili Kaftan
Şah İsmail'e Osmanlı'nın temsilcisi olarak giden Muhsin Çelebi, kendisine oturacak yer gösterilmeyince pembe incili kaftanını yere serip onun üzerine oturur. Giderken de malını mülkünü satıp, borçlanarak aldığı bu çok değerli kaftanı yerde bırakır. Kendisine kaftanını almayı unuttuğunu hatırlatan görevliye de Şah'ın duyacağı yüksek sesle şu cevabı verir:
- Hayır, unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz, şilteniz yok... Hem bir Türk, yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz... Bunu bilmiyor musunuz?
İsrailli Bakan yardımcısı Ayalon'a bunlar masal gibi gelebilir.
Ama bilmesi gereken bir gerçek var.
Türkiye bölgesindeki tüm ülkelerle ve komşuları ile arasındaki duvarları yıkarken, Suriye sınırındaki mayınları temizlerken, İsrail Mısır ile olan sınırında duvar yapıyor, Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinlileri duvarlar içinde tutuyor.
Ayalon koltukta oturan Türk Büyükelçisi'nin karşısında bir merdivenin tepesinde tünese bile, bu diplomasideki hangi başarısını kanıtlar ki?
BİZE ULAŞIN