MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Soykırım kavramı da çağdaş uygarlığın bir yansımasıdır...

Soyut kavramları slogan olarak benimsemeye düşkünüz.
Bu kavramlardan biri de "Çağdaş uygarlık düzeyi" değil midir?
Ancak bu tür soyut kavramların somut içerikleri olduğunu da düşünmemiz gerekiyor.
Fransa'daki son gelişmeler dolayısıyla yeniden gündemimize giren "Soykırım" kavramının da çağdaş uygarlığın bir yan ürünü olduğunu bilmeliyiz.
Örneğin 1940'ların ortasına kadar "Soykırım" (genocide) olgusu uygarlıkların hukuk ve siyaset sözlüklerinde pek yer bulmazdı.
Birleşmiş Milletler'in 1948 tarihli "Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Konvansiyonu" ertesinde, "Çağdaş Uygarlık" kavramının temel öğeleri arasında "Soykırım" da (Genocide) yer aldı.
Yunancada "Genos" ırk ya da kabile anlamına gelirmiş. Latincede de "Cidere" öldürmeyi ifade edermiş.
Soykırım veya genosid suçu, "Etnik, dinsel ya da ulusal bir grubun kısmen veya tamamen sistemli tahrip edilmesi fiili" olarak tanımlanıyor.

Türev kavramlar
Artık çağdaş uygarlığın hukuk ve siyaset sözlükleri "Genocide" kavramının türevleri ile de dolmaya başladı.
"İnsanlığa karşı işlenen suçlar" kapsamında mesela şu tür kavramlar da var artık çağdaş uygarlığın sözlüklerinde...
Politicide- Bu kavram bir siyasi ya da sosyal kesimin sistematik tasfiyesi eylemini ifade ediyor. Örneğin İsrailli Şaron'un Filistinlilere karşı yürüttüğü şiddet içeren uygulamalar veya Mandela öncesi Güney Afrika'nın apartheid politikası buna örnek olabilir.
Autogenocide- Bir ülke yönetiminin kendi vatandaşlarını yok etmeye dönük uygulamalarına "Autogenocide" deniliyor. Kamboçya'nın Kızıl Khmer'lerinin 1970'lerde milyonlarca Kamboçyalı'yı öldürmeleri, buna örnek gösteriliyor.
Democide- Bu kavram da "Soykırım" kapsamına girmeyen ama yönetimlerin kendi vatandaşlarını tasfiyesine yol açan eylemleri ifade ediyor. Örneğin Stalin döneminde çeşitli ideolojik gerekçelerle farklı kesimlerin ve ırkların milyonlarla ifade edilen sayılarla tasfiyeleri, sürülmeleri, kamplarda yaşamaya mahkûm edilmeleri "Democide" kapsamında değerlendiriliyor.

Kirli savaşlar
Bir de genel olarak "Kirli Savaş" şeklinde nitelenen ve genocide suçunu hatırlatan fiiller var çağdaş uygarlığın hukuk ve siyaset sözlüklerinde.
Bunlara birkaç örneği de şu olaylardan verebiliriz...
1976-81 arasında Arjantin'i yöneten askeri cunta, rejim düşmanı oldukları gerekçesiyle 30 bin kişiyi öldürmüştür.
Şili'deki 1973 darbesi ertesinde 3000 kişi yok edilmiştir.
Endonezya'da 1965 darbesi ertesinde komünist oldukları gerekçesiyle katledilen Endonezyalıların sayısı 1 milyon dolayındadır.
Bunlar yakın dönemlerden örneklerdi.
Mesela İspanya iç savaşı ertesinde, 130'ların ikinci yarısında Franco rejiminin "Beyaz Terör" diye adlandırılan anti-komünist şiddet dalgasında öldürülenlerin sayısı 150 bin dolayındadır.
1'inci Dünya Savaşı ertesinde Almanya'da eski askerlerden oluşan faşist "Freicorps"un solcu oldukları gerekçesiyle katlettikleri sendikacı ve aydınların sayısının 25 bin olduğu tahmin ediliyor. Çin'de 1927'de Çan Kay Şek'in lideri olduğu Kuomintang, Komünist yanlısı olarak nitelenen kesimlerden on binlerce kişiyi Şanghay'da katletmiştir.

Kitlelerin suça iştiraki
Yakın dönemde Bosna'da, Ruanda'da, Darfur'da tanık olunan durumlar bazı yorumculara göre "Genocide" suçu tanımına girmekteler.
Bu gibi olaylarda sadece yönetimleri sorumlu tutmak yeterli mi bilemeyiz.
Örneğin yüzlerce yıl birlikte yaşadığınız farklı dinden ya da ırktan komşularınızın bir sabah kalktığınızda yok olduklarını gördüğünüzde, bunu sorgulamak yerine sessizce kabullenmeniz de, suça iştirak değil midir?
Almanların "Bizim toplama kamplarından haberimiz yoktu" demeleri Yahudi soykırımı suçuna Almanların iştirak etmedikleri anlamına gelir mi mesela?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.