MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Amerika Suriye'de bizi yalnız mı bıraktı?

Bazı ülkelerde dış politika stratejisi oluşturulurken "Ulusal Çıkarlar" kadar "Global Hesaplar" da ağır basar.
Bu tür ülkelere "Süper Güç" de deniliyor.
Süper güç olmayan devletlerin süper güçlerle ittifakları da, dostlukları da, hayal kırıklıklarıyla, sitemlerle ve "Yine yalnız bırakıldık" içerikli duygularla doludur.
Türk-Amerikan ittifakı veya dostluğu da bu tür duyguları fazlasıyla içerir.
İlk şoku Kıbrıs dolayısıyla Washington'dan Ankara'ya gönderilen Johnson Mektubu ile yaşamadık mı?
Türkiye'ye Kıbrıs yüzünden bir Sovyet tehdidi olması halinde yalnız bırakılabileceğimizi bu vesile ile öğrenmiştik.
Ayrıca Amerika'nın Türkiye'ye ittifak çerçevesinde verdiği silahları dilediğimiz gibi kullanamayacağımızı da öğrenmiştik.
Bu arada NATO Antlaşmasının 5'inci maddesinde yer alan "Bir üye ülkeye yapılan saldırı tüm üye ülkelere yapılır" içeriğinin ayrıntıları konusunda da bilinç sahibi olmaya başladık.

Yeni bir dünya mı?

Saldırıya uğrayan ülkeye diğer üye ülkeler askeri müdahale dahil "gerekli" gördükleri yardımı yapacaklardır, denilen 5'inci maddenin ne anlama geldiğini irdelemeye de başladık.
O dönemde Başbakan olan İsmet İnönü büyük devletlerle dostluğun vahşi hayvanlarla yatağa girmeye benzediğini anlatırken, bir yandan da "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu yeni dünyada yerini alır" benzeri tepkiler de seslendiriyordu.
Sonunda yeni bir dünya kurulmadı ama İsmet İnönü TBMM'deki bir oylamada Başbakanlıktan düşürüldü.
Aslında "Kıbrıs", Türk-Amerikan İttifakı'nın bizim tarafımızdan daha iyi anlaşılmasına sonraları da vesile olmadı mı?
Bizim ulusal çıkarlarımızın Amerika'nın global çıkarları ile çelişmesi durumunda Washington'un bize ambargo uygulayabileceğini de görmedik mi?

Biz de onu yalnız bıraktık

Ama unutmayalım.
Bütün ilişkiler iki yönlüdür.
Bizim ulusal çıkarlarımız, Amerika'nın global hesaplarına uymadığı için biz de Amerika Irak'a saldırırken, gerçek "Stratejik ortak" olan İngiltere gibi davranmadık ve onun yanında yer almadık...
Şimdi de Suriye dolayısıyla "Yine yalnız bırakıldık" içerikli duyguları yoğun biçimde yaşamaktayız.
Bizim ulusal çıkarlarımız Suriye'deki rejimin en ivedi biçimde sona erdirilmesini gerektirse de, Amerika'nın global hesapları Suriye'ye sıcak bir müdahaleyi doğru bulmuyor.
Dünyadaki gelişmeleri en sağlıklı ve soğukkanlı irdeleyen sevgili Sami Kohen Milliyet'teki yorumunda da bu duygunun yansımalarını şöyle yorumlamıştı dün:
"- Kısacası bugün gelinen noktada Türkiye'nin Suriye ile sürtüşmesinde -sözlü desteğin ve sempatinin dışında- yalnız kaldığı bir gerçek. Bu konuda sadece başkalarını suçlamanın veya eleştirmenin bir yararı yoktur.

Esnek bir siyaset

- Demek ki hükümet Suriye konusunda atacağı adımları planlarken, dostları dahil, uluslararası toplumun olası tepki ve davranışını iyi hesaplamadı. Ankara'nın bu gerçeklere göre politikasında gereken ayarlamaları yapması için vakit geçmiş değildir..."
Suriye konusunda en sağlıklı yorumları yapan Sedat Laçiner de Star'daki yazısında "Barış için Kandil'le bile görüşebiliyorsak Suriye'de de görüşemeyeceğimiz kimse olmamalıdır" diyerek yalnız kalma ihtimalini kırmak konusunda yol gösteriyordu.
Kıssadan hisse çıkartırsak.
Demek ki ulusal çıkarlarla süper güçlerin global hesapları her zaman izdüşümünde olmayabilir.
Bu nedenle süper güçlerle arayı açmak yerine, daha esnek bir siyaset izlemek akla daha yatkın tutumdur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN