MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Statükonun elitleri ve darbe konsorsiyumları...

Başbakan Erdoğan'ın yaptığı açıklamalara göre gündemimizi belirleyen biz medya mensupları, bugün de onun TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na verdiği yazılı gözlemlerini ön plana almak durumundayız.
Başbakan'ın özellikle askeri müdahalelerde medyanın rolü hakkında söyledikleri, galiba en az "Muhteşem Yüzyıl" hakkında söyledikleri kadar ilgi çekicidir.
Erdoğan şöyle diyor:
"Müdahaleler sürecinde medyanın rolü elbette inkâr edilemez. Demokrasinin 4'üncü kuvveti olması beklenen medya, ne yazık ki ülkemizde müdahale zeminlerinin hazırlanmasında önemli roller üstlenmiştir. 1960 müdahalesi öncesinde olduğu gibi, diğer müdahaleler öncesinde de medya, kışkırtıcı, kaosa sürükleyici, tedirgin edici kampanyaların içinde yer almıştır.

Medya ve basın ahlâkı

- Basın özgürlüğü, basın ahlakı, demokrasi, tarafsızlık ilkeleriyle asla bağdaşmayacak şekilde, medya kişileri ve kurumları hedef almış, sivil siyasetin alanının daraltılmasında etkin sorumluluk üstlenmiştir. Müdahale süreçlerinde medyanın bazı kurumların etkisi altına girdiği, yönlendirildiği ve tehdit yoluyla belli istikametlere zorlandığı bugün artık somut örneklerle açığa çıkmıştır.
- Medya sadece siyasi iktidarlara değil, kendi içindeki demokrasi savunucularına karşı da 'Andıçlar' üzerinden saldırılar gerçekleştirmiş, vesayetçi kurumların tetikçiliğini yaparak medya ve siyaset mühendisliğine soyunmuştur."

Askeri demokrasi

27 Mayıs'taki Milli Birlik Komitesi'nin etkili üyesi Orhan Erkanlı'nın "Biz Akis dergisini okuyarak müdahaleye hazırlandık" doğrultusundaki sözlerini hatırlayarak, sivil demokrasiden "Askeri Demokrasi"ye geçişin şartlarını oluşturmada medyanın üstlendiği rolü yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.
Son darbe olan "28 Şubat"ta görevinden alınıp hapse atılan, seçim zaferi ertesinde partisi için kapatma davası açılan, darbe girişimlerine ve "27 Nisan Muhtırası"na hedef olan Tayyip Erdoğan'ın gözlemleri dikkatle değerlendirilmelidir.

Statüko ve elitleri

Başbakan yazılı cevabındaki bazı tahlilleri şöyle:
"- Darbe şartlarını oluşturmak için her türlü kirli oyuna başvuran, demokratik rejimi yıkarak milletin iradesini ayaklar altına alan, müdahale süreçlerinde her türlü zulüm ve haksızlığı kendi halkına reva gören bir anlayış, bir ruh hali, bir siyasi zihniyet sadece hukuken ve siyaseten değil, ahlaki ve ruhsal açıdan da irdelenmek durumundadır.
- Statüko, yıllar içinde kendi elit tabakasını, seçkinlerini, kendi taraftarlarını, yandaşlarını oluşturmuştur. Zaman içinde millet iradesi karşısında, statükoya sırtını dayamış siyaset anlayışı, statükodan güç alan ekonomik aktörler, sivil görünümlü örgütler ve aynı şekilde bir medya oluşmuştur.

Darbe konsorsiyumu

- Darbecilik, müdahalecilik ve vesayetçilik, ideolojik veya siyasi maskeler altında varlığını sürdürmüş; kimi zaman milliyetçi duyguları, kimi zaman laiklik gibi kavramları, kimi zaman dini/ mezhebi anlayışları istismar ederek kendisini var etmeye çalışmıştır.
- Türkiye'de sivil demokratik siyasete ve milli iradeye yönelik karanlık girişimler araştırılırken, millet iradesinin gasp edilmesi süreçlerinde ittifak yapan siyasetçilerin, bürokrasinin, ekonomi çevrelerinin, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin rolü mutlaka genişlemesine incelenmelidir. Darbeler, statükocu zihniyeti korumak veya milletin seçtiği iktidarı devirmek isteyen farklı kesimlerin işbirliği ve konsorsiyumu şeklinde gerçekleşmiştir."
Ne dersiniz?
Bu sözler de gündem belirleyecek kadar ilgi çekici değil mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN