MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Bu kadar hızlı değişen gündeme kim yetişebilir ki?

Rahmetli Ahmet Ertegün anlatmıştı.
Yıllar önce Anadolu'nun tarihi ve doğal zenginliklerini dostlarına tanıtmak için, aralarında Oscar De La Renta, Betty Midler gibi ünlü isimlerin de bulunduğu bir grup arkadaşını Karadeniz'e götürmüş.
Trabzon'da Sümela Manastırı'nı ziyaret etmeden önce Land Rover araçlarıyla yaylaya çıkmışlar.
Bir köyden geçerken araçtakiler karınlarının acıktığını söylemiş.
Yoldan geçen bir Karadenizli köylünün yanında aracı durdurmuş Ertegün... Araçta oturduğu yerden pencereyi açmış ve köylüye "Yakınlarda ekmek peynir alabileceğimiz bir bakkal var mı" diye sormuş.
O sıradaki araçtaki Amerikalılar da aralarında doğal olarak İngilizce konuşmaktaymışlar.
Karadeniz köylüsü Ahmet Ertegün'e "Sen yok beni anlamak, çok zor" diye bir şeyler söylemiş.

Kimi dinliyormuş?

Ertegün sorusunu yinelemiş ve yakınlarda bir bakkalın olup olmadığını sormuş. Köylü de yine devrik cümleler kurup, anlamsız sözlerle cevap vermiş.
Ahmet Ertegün bu anısını anlatırken bir kahkaha atmış ve karşılaştığı olayın tahlilini şöyle yapmıştı:
- Sonra anladım ki köylü beni değil aracın içinde İngilizce konuşanları dinlemekteydi. Bu yüzden benim Türkçe sorduğum soruları da dinlemiyor ve sanki kendisine İngilizce soruyormuşum gibi bana "Sen yok beni anlamak" benzeri cevaplar veriyordu...
Bu gibi durumlar hepimiz günlük hayatımızda gündemi yakalamaya çalışırken de başımıza gelmiyor mu?

Tepe sersemi olmak

Bir konuya yoğunlaşmak üzereyken aynı anda iki konu daha giriyor gündeme... Özellikle Başbakan Erdoğan'ı dinlemeye çalışırken, son söylediği konuyu bir önce söylediğini yorumlayarak anlamaya çalışmıyor muyuz?
Rauf Tamer Posta'daki köşesinde "Tepe sersemi olmuş haldeyim" diye başlayıp, şunları yazmıştı.
"- Biz 4+4+4'ü mü konuşuyorduk, kürtajı mı, idamı mı, yoksa Gazze'yi, Suriye'yi, Patriot'u mu? Hayır hayır, biz galiba Kanuni Sultan'ı konuşuyorduk, tam o sırada öğrencilerin kılık kıyafeti düşüverdi gündeme.
- Durun bir dakika, yeni anayasa diyordunuz, Başkanlık sisteminden ne haber? Arada kaynayıp gitmesin. Ah, unutmadan... Öcalan'la nasıl yürüyor ahbaplık? BDP'li kızların fezlekelerinde ısrarlı mısınız sahi? Düşürülen uçağımızı unuttum gitti. Ama şu Afyon'daki cephaneliği bir daha anlatın bana. Neydi o?"

Muhteşem Yüzyıl'a doymamışken

Ahmet Hakan ise bu tepe sersemliğinin kaynağına şöyle girmişti Hürriyet'teki köşesinde:
"- Sayenizde her köşe yazarının en temel derdi 'Bugün ne yazsam' konusu tarihe karışmış durumda. 'Türkiye köşe yazarlığı müessesesi', size minnettardır. Allah razı olsun. Fakat Sayın Başbakan... Bir sorunumuz var. Konuları çok hızlı değiştiriyorsunuz.
- Oysa 'Muhteşem Yüzyıl meselesi'nden bize daha en az iki hafta ekmek çıkardı. Sayın Başbakan... Bütün köşe yazarları adına sizden rica ediyorum: Lütfen 'kürtaj'dan 'idam'a, 'Dolmabahçe sırları'ndan 'dokunulmazlıklar'a, 'Muhteşem Yüzyıl'dan 'Çamlıca Camisi'ne, 'Arda'nın berber ihtiyacı'ndan 'Taksim'e cami'ye çok hızlı geçişler yapmayın."
Ancak bu hızlı geçişlerden etkilenmeyen meslektaşlarımızın da olduğunu unutmayalım. Erdoğan ne derse desin onlar her söyleneni Erdoğan'ı sinirlendirmeyi amaçlayan yazılarına malzeme kılmış durumdalar.
Başbakan da onları hiç malzemesiz bırakmıyor açıkçası.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN