OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR

Bir toplantı ardından...

Genelkurmay Başkanı'nın 'iletişim toplantısı' medyanın habercilikteki yetersizliğini ve eksikleri yeniden gözler önüne serdi. Ama Org. Başbuğ'un da bilmesi gerekenler var

"Medya olarak siz de kendinizi sorgulayın." Genelkurmay Başkanı Org İlker Başbuğ'un hafta içindeki basın toplantısında dile getirdiği bu ifade, tarafımızdan not edildi. Fark etmiş olacağı gibi, biz SABAH'ta yıllardır bunu yapıyoruz. Önceliği güç odaklarına değil, bu gazetenin okurlarına vererek, onların eleştirilerini haftalık köşemizde mercek altına alıyoruz.
Ama, sonuçta, Org Başbuğ da bir gazete okuru, TV izleyicisi. Onun çağrısına bu açıdan bakınca, hak vermemek elde değil.
Çünkü o cümlede "acaba işinizi iyi yapıyor musunuz?" sorusu gizli.
Bu, çok önemli ve haklı bir soru.
Medyamızın VIP'leri olarak üst rütbeli bir generalin basın toplantısına doluşup boy göstermekle, sorular sormakla iş bitmiyor. Zaten dikkati çeken, sorular da değil. Başbuğ'un Ergenekon soruşturması kapsamında bulunan mühimmat ve silahlarla ilgili aktardığı bilgiler, medyada ondan önce çoktan yerini bulmuş olması, işlenmiş olması gereken bilgilerdi.
Mesela...
Geçen hafta bu köşede ele alınan, Bedrettin Dalan'ın İstek Vakfı'na ait arazide bulunan mühimmat ile ilgili yeni bilgiler de verdi Başbuğ . Poyrazköy'deki arazinin Milli Savunma Bakanlığı'na ait olmadığını vurguladı ve devam etti: ''Nedir peki? Bir vakfa ait olan bir arazi. Arazinin statüsü nedir? Statüsü, ikinci derecede kara askeri yasak bölgedir. Arazinin sahibi Milli Savunma Bakanlığı değildir. İkinci derece kara askeri yasak bölgelere, sadece yabancılar giremez. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes girer. Hatta vatandaşlar gerekli izinleri alırlarsa burada bina da yapar, oturur, faaliyet de yapar... Oraya herkes girebilir. Buna Bakanlar Kurulu kararı ile kısıtlama konulabiliyor. Ama burayla ilgili Bakanlar Kurulu'nun herhangi bir kısıtlama kararı yok."
Peki, kamunun bunları öğrenmesi için ille de bir genelkurmay başkanının basın toplantısı yapması mı gerekiyor? Arazinin statüsü (veya LAW silahlarının özellikleri) vb ile ilgili sorular editörler tarafından o anlatıncaya dek neden merak edilmedi, gazeteciler tarafından evvelce neden araştırılmadı?
Başbuğ'un anlattıklarının önemli bir bölümü, Ergenekon savcılığının bulguları ile polemik niteliği de taşıyordu.
Şu açıdan: Aktardığı görüşler, onları dinleyen kamuoyu ile gazetecilerde hem yöntem hem de bulgular konusunda yeni soru işaretleri yaratan türdendi.
Bu da, yine bu köşede ele alınan bir başka ihtiyaca işaret etti: Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların vakit geçirmeden, Başbuğ'un uyguladığı türden bir kamu iletişim mekanizmasını, medyaya düzenli, birinci elden bilgi verip soruları yanıtlayacak bir sözcülüğü harekete geçirmesi.
Türkiye'de her kurum şeffaflaşmalı.
Başbuğ'un SABAH'a yönelttiği eleştiriye yanıt da işte bir önceki cümlede saklı. Toplantıda, gazetenin 13-19 Nisan tarihleri arasında "Soğuktan Gelen Tanık" başlığı altında verdiği mülakatlar dizisini "Bu nedir? Gazetecilik midir bu?" diye yerdi Başbuğ. Neden(ler)ini açıklamadı. Ortada bıraktı.
Açıklamalıydı.
Bu eleştirinin kabul edilebilir bir yanı yok. Dayanakları belirsiz.
Mülakat, Genelkurmay'da 1995'ten itibaren 14 yıl tercümanlık yapan ve bazı karanlık uygulamalara tanık olan, daha sonra da Norveç'e kaçan Yıldırım Beğler adlı bir kişiyle yapılmış. Genel Yayın Yönetmeni, anlatılanların doğruluğuna "yüzde 99" kanaat getirmiş. İddialar yalanlanmamış.
Öyleyse?
Gazeteci, kaynağının anlattıklarının doğru olduğuna inanıyor, Türkiye'nin pek çok açıdan kimyasını bozan bir dönemi aydınlatmak için "halkı bilgilendirme" görevini yerine getirdiğine inanıyorsa, arananlar da susuyorsa, nasıl bir "gazetecilik" yapılacak?
Bu anlatılanlar örtbas mı edilecek?
Gerçeğin izini sürmekten vaz mı geçilsin?
Gazeteci, işini her koşulda en iyi yapabildiği ölçüde gazetecidir.
Türkiye'de kurumlar demokrasi gereği ne kadar şeffaflaşır, ne kadar hesap verirse, gazetecilerin işi de o kadar kolaylaşacaktır.
Son nokta: Org Başbuğ, "Ergenekon" adını kullanmayabilir. Ancak bu ad, artık süren dava ve soruşturmayla ilgili olarak kamuya mal oldu. Basın dilerse bu adı kullanmaya devam edecektir. Mahkeme "terör örgütü" demeyin, diyor. O da yoruma açıktır. Çünkü davada terör suçlamaları da var.
BİZE ULAŞIN