TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
"Terör haberlerini vermeyelim, çünkü teröre alet oluruz.."
Bu argümanla karşıma çıkan meslektaşlara, "Peki o zaman sana bir sorum var" diyorum: "Sence terör veya çatışma sonucu ölen, 'şehit olan' askerlerin, güvenlik gücü mensuplarının cenazelerini vermeli miyiz?"
Ya bir suskunluk geliyor, ya da -çoğu kez inanmadan konuşarak- "O başka, onları göz ardı etmek mümkün değil."
"O cenaze haberini verince, okur 'ne oldu da bu insanlar öldü' diye sormaz mı?"
Terör haberi vermeyelim vs söyleminin iler tutar bir yanı yok. Zaten verme eğilimi ağır basıyor. Çünkü haber.
Şehit cenazesi haberleri, acaba, kendilerine ayrılan yerin büyüklüğü ve dilin hamasiliği oranında, özel hayatlara, ölenin hatırasına saygısızlık, yakınlarının acısını hiçe sayma, 'içini boşaltma' anlamı taşımıyor mu?
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, duyduğu rahatsızlığı Washington ziyareti sırasında bir kez daha dile getirdi. Meslektaşımız Andrew Finkel ile konuşmasında, şunu vurgulamış Başbuğ:
"Her seferinde, bir şehit verildiğinde, Türk basınının kana kan istercesine yayın yapması bize hiç yardımcı olmuyor. Tutulan matem onurlu olmalıdır ve kamuoyunun öfkesini ateşlemek için kullanılmamalıdır."
Başbuğ
ile aynı fikirdeyim.
Basın şehitler üzerinden topluma bir 'duygu pornografisi' yaşatıyor.
En ilkel güdülere sesleniyor.
Şimdi iğneyi kendimize batıralım.
Hakkâri'de yaşamını yitiren 6 askerle ilgili olarak SABAH haberlerine bakınca...
29 Mayıs tarihli Barışa Mayın manşetinin yanında, acıyla kahrolmuş bir annenin, perişan fotoğrafı... Orta sayfada, her bir şehidin iç paralayıcı, çoğu özele giren öyküleri... 30 Mayıs'ta ön sayfadan verilen 'Melek olup seni öpeceğim' başlıklı haberde bir şehidin kızına açtığı son "özel" telefon... İç sayfalarda ölenlerin cenazelerinden bol ayrıntı... 2 Haziran tarihli, şehit babasının mezarındaki kızın öyküsü...
Soruyorum: Çoğu haber değeri taşımayan (ölenin ardından tutulan matem kadar doğal ne olabilir?) bu ayrıntılara bu kadar geniş yer verdiğimizde, okurların ne hissetmesini bekliyoruz? Başbuğ, "Terörist de insandır" demişti. O halde, dağa çıkanların ve ölenlerin de birer öyküsü yok mu?
O öyküler nerede?
Terör bitmeyebilir. O zaman, bizlerin, akla ve bilgi ihtiyacına mı, yoksa intikam içgüdülerine mi hizmet ettiğimizi iyice sorgulamamız gerekmiyor mu?
Görevini bir an unutun. Bir okur olarak Başbuğ'a hak vermiyor musunuz?
BİZE ULAŞIN