TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR

Kıbrıs ve Ruhban Okulu

Gazetecilik açısından farklı bir hafta yaşandı. SABAH Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak imzalı bir köşe yazısı meslektaşları tarafından yalanlandı. İçerik ve itirazları bağımsız bir mercekle inceliyoruz

Geçen hafta gazetecilik tartışmalarının gündeminde SABAH vardı. Sebep, 10 Haziran'da sürmanşetten verilen, Erdal Şafak imzalı, Kıbrıs'a Karşı Ruhban Okulu başlıklı bir "izlenim-analiz-yorum" a gelen bir "meslektaş yalanlaması" idi.
Tartışma haklı olarak okurların da dikkatini çekti. Soru işaretleri doğdu.
Tartışmayı ve eleştirileri adil ve bağımsız bir mercek altına almak gerekir.
Haberin spotunda, şu ifade vardı:
"AB yetkililerine göre Türkiye heybeliada'daki Ruhban Okulu'nu açarsa, Rumlara limanları açma ertelenecek." Spot, Erdal Şafak'ın Brüksel'den gönderdiği, tespitler içeren köşe yazısını, yani iç sayfayı adres gösteriyordu.
Şafak'ın yazısındaki analiz-yorum iki kaynağa dayanmaktaydı. Bunlardan biri AB Komisyonu'nun üst düzey bir yetkilisinin söyledikleri, diğeri ise Türkiye'nin AB Büyükelçisi Volkan Bozkır'ın gazetecilere verdiği yemekte "dile getirilenler"di.
Yazı, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması ve Kıbrıs'a limanların açılması arasında bir "süreç ilişkisi" kurmakta ve "Kıbrıs'ta kilitlenme olasılığına karşı Heybeliada'nın kilidi mi çözülecek? En iyisi Brüksel'i ve Ankara'yı izlemeye devam edin" notuyla bitmekteydi.
Aynı gün, Şafak'la aynı geziye katılan sekiz meslektaşı şu ortak açıklamayı yaptı:
"Erdal Şafak imzalı haberde, Brüksel'deki AB Daimi Temsilcisi, Büyükelçi Volkan Bozkar'a atfen 'Yıl sonunda Kıbrıs konusunda çözüm olmazsa Ruhban Okulu açılır' sözleri yer almıştır. Volkan Bozkır'ın Büyükelçilik'te gazetecilere verdiği yemekte bulunan bizler, 'off the record' veya 'on the record' böyle bir açıklama yapılmadığını teyit ederiz. Bu tür bir haberin gerek gazetecilik etiği, gerek Büyükelçi'nin itibarı, gerekse gerçekler açısından düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz."
Şafak ertesi gün kendisini savundu.
Şu notu da ekledi: "Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanlığı'nda bir süre önce ruhban okulunun açılması konusunda görüş alışverişi başladı. Başbakanlığın ve bakanlığın danışmanları ancak önemli bir kazanıma karşılık bu açılımın yapılmasında görüşbirliği içindeler. 'Önemli kazanım ne olabilir' diye sorduğunuzda 'Limanların açılması dayatmasından vazgeçilmesi' veya -'KKTC'ye tecritin kaldırılması' ya da Başbakan Erdoğan'ın da NTV'deki mülakatında belirttiği gibi, 'Batı Trakya'daki Türk azınlığın haklarının tanınması' diye sıralıyorlar."
Tartışmaya aynı gün Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin de katıldı. "Bize bu yönde bir talep gelmemiştir" dedi.
Büyükelçi Bozkır'dan herhangi bir açıklama gelmedi, Başmüzakereci Egemen Bağış ise iki konu arasında bağlantı kurulamayacağını söyledi.
Şimdi, bir de, geziye katılmayan, ama Brüksel'deki en yetkin iki AB muhabirinden biri olan Zeynel Lüle'nin yazısından bir bölüme (12 Haziran, Referans) göz atalım:
"Komisyondan gelen mesajlar, Türkiye'nin reformlar konusunda azami çaba göstermesi halinde limanlar sorununun ikinci planda kalabileceği yönünde. Yani komisyon, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması, düşünce ve ifade özgürlüğüne engel teşkil eden unsurların yasalardan ayıklanması, patrikhaneye ekümenik statüsü verilmesiyle ilgili adım atılması, gayrimüslimlerin din özgürlüğünü kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılması gibi reformlar konusunda iyiniyet gösterilmesinin, Türkiye'yi AB içinde destekleyen ülkelerin ellerini güçlendireceğini savunuyor. Böylelikle 27 ülke içinde limanlar nedeniyle müzakerelerin durdurulması gibi bir talebin destek bulamayacağını düşünüyor."
"Aslında AB içinde pek çok ülke, 2004'te Annan Planı'na evet diyen Kıbrıslı Türklerin cezalandırıldığı düşüncesinde. Hatta o tarihte izolasyonların kaldırılması ve doğrudan ticaretin başlatılması yönünde taahhüt altına giren AB'nin, bu taahhüdüne uymaması, zaman zaman içeride eleştiri konusu oluyor... AB çevreleri bu nedenle yıl sonunda limanların açılmamasının, müzakerelerin askıya alınması gibi bir sonuç yaratmayacağını, bu kararın oybirliği gerektirdiğini, 27 ülke içinde bu konuda uzlaşmaya varılmasının mümkün olamayacağını vurguluyorlar… AB'den Türkiye'ye yaptırım olabilecek herhangi bir karar, ilişkilerin tamamen kopması anlamına gelecek. Bence AB bunu göze alamaz. İşte bu nedenle Türkiye'nin, Kıbrıs'tan bağımsız olarak ve de limanlar 'limoni' bir durum yaratmadan, reformlar konusunda ciddi adımlar atması, AB içinde elini daha da güçlendirecek. Aslında bence Erdal Şafak da yazısında bunu söylemek istedi."
Alıntılardan görüldüğü gibi, zaten önemli bir kısmı "off the record" aktarımlara dayanan, ve ayrıca son derece hassas diplomatik dengelerin göz önüne alınması gereken bu süreç, büyük ölçüde yoruma dayanıyor.
BİZE ULAŞIN