Kürt açılımı tartışmasında "sertliğin" sınırları yok. Kışkırtma riski anlayıp anlatma ihtiyacının önüne geçti bile. Bu noktada gazetelere gelen okur tepkilerine de nefret söylemi açısından bakmak gerekiyor

"Demokratikleşme Açılımı" veya "Kürt Açılımı" diye tanımlanan mevcut süreçte medya, tartışmanın uygarca, farklı her sesi kapsayacak şekilde yapılması için nasıl bir sorumluluğa sahip? Benimsenen rolün ahlaki ve akılcı sınırları nasıl çizilmeli?
Yaşanan son "tartışma" ortamının önce atışmaya, sonra hakaret ve tehditlere, komplo teorileri üzerinden saflaşma çağrılarına, idam cezası hatırlatmalarına kadar vardığı görüldü. Ancak bu kez sağduyulu davranma konusunda medya siyasilerden ayrıştı, serinkanlılığını korumaya gayret etti.
Kan davasına dönüşmüş bu müzmin sorunla ilgili görüşleri okurlara yansıtma ve tartışmaya katılımda öncelikle üç temel noktayı kaale almak gerekiyor.
Birincisi, şiddet ve terör çağrısı / övgüsü içeren görüşleri dışlamak, kınamak ve marjinalize etmek. Halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici, nefret söylemi içeren, açık ve yakın tehlike içerecek şekilde kışkırtıcı olan ifadeleri aynı şekilde teşhir ederek kınamak, bunlarla araya mesafe koyarak sunmak.
İkincisi, 25 yıllık kanlı süreçte ölenlerin (Genelkurmay verilerine göre 50 bini aşkın bir sayıda ifadesini bulan bilançoda 40 bin Kürt, 5 bin güvenlik görevlisi ve 5 bin kadar da Türk sivil var) tümünün - bir ayrım gözetmeden - ailelerinin ve yakınlarının acısını rencide edecek, hafife alacak; akıl, vicdan ve ahlak dışı söylemleri yaymamaya dikkat etmek.
Üçüncüsü, hakaret, aşağılama, iftira vb. unsurlar içeren "tartışmaya katkı"ları sansasyonalizm malzemesi yapmamak, gereğinden fazla büyütmemek.
Sorumluluk üzerinde düşünürken çerçeve genel olarak bu.
Günümüz medyası, 25 yıl öncesinin medyasından hayli farklı. 2009 dünyasında çok daha interaktif bir gazete-okur ilişkisi var. Bu ilişki büyük ölçüde internet üzerinden kuruluyor ve hızla büyüyor. Ülkemiz gündemine damgasını vuran her büyük kitle gazetesi gibi SABAH'ın da haberlere kendi yorumlarıyla an be an, gün be gün katılan bir okur "network"ü var. Gazetenin içeriği bu katılımla her gün zenginleşmekte.
Çeşitli konular çerçevesinde "okur sosyolojisi" ve "okur zihinleri" okumalarına fırsat da veren bir sistem bu. Çok dikkatli de olsa, ölçümlere ve yargılara imkan tanıyor. Editörler "okur duruşu" nu, "hissiyatı"nı da bilerek kararlarını vermekte epeydir. Demokrasiye, "karşı görüşe saygı"ya, hoşgörüye, bir nevi "çoğulculuk terbiyesi"ne katkıda bulunan bir mekanizma.
Ama, sakıncaları da var. Halkımızın duygusal ve tepkisel olduğu, tartışmalarda seviye, sabır ve dinleme melekelerinde büyük boşluklar bulunduğunu hesaba katınca, "Kürt Açılımı" gibi girişimlerin ne kadar büyük riskler taşıdığını görebiliyoruz.
Bütün bunları, bianet.org adına bir haber için beni arayan meslektaşım Emine Özcan ile konuşurken düşündüm. Özcan'ın bianet sitesinde yer alan Gazeteciler Sakinleşse de Okurlar Nefret Saçıyor başlıklı haberi, tırmanan tartışmayla öne çıkan bu konuyu dikkatimize getiriyordu. Üç büyük gazetenin internet sitelerindeki haber ve yazılara gelen okur yorumlarını tarayan Özcan, endişe verici bir ırkçılık, etnik ayrımcılık, nefret söylemi, savaş ve şiddet övgüsü ile karşılaşmıştı. Haberde görüş bildirenler, ayıklama konusunda ciddi ölçülerde zorlandıklarını belirtmekteydiler.
SABAH haberlerine gelen bazı tepkileri tararken şunlara rastladım:
"Cin şişeden çıktı derken cin çarpmışa dönmeyin bu milletin bir sabrı vardır o sabır taşı çatlarsa ne cin kalır ne sen kalırsın ne de PKK Ahmet efendi hepiniz kırıntınız kalmaz." (Ahmet Türk'ün açıklamalarıyla ilgili habere bir tepki)
"Orda burda mayınları anan patlatıyor değil mi ?" (bir DTP'linin açılımla ilgili görüşlerine okur yorumu)
"Kürtlerin insan hakları da ne demek? İnsanları öldürmek, ülkeden biraz daha fazla toprak koparmaya çalışmak, terör yaratmak mı kültürel haklar? Saçmalamayın lütfen. Entelektüellik yapmayın. O zaman Çingenelerin de hakları verilsin, çadırda yaşıyorlar, konser vermeye giderken Trakya'da çok var görürsünüz." ("Fazıl Say'dan açılıma destek" haberine gelen bir okur görüşü)
Görüldüğü gibi şiddet yoluyla tehdit, seviyesizlik, ırkçılık vb unsurları hayli belirgin "yorum"lar bunlar.
Denilebilir ki, internet ortamında sınırlar zaten geniş, ayrıca okurun yorumunu da biraz daha toleranslı olarak filtrelemek gerekir. Elbette ki internette ırkçılık ve nefret söylemine itibar eden, bu sayede çekim alanı yaratan siteler, bloglar var; ancak SABAH gibi kağıt baskısında belli ilkelere uyma taahhüdünü okura duyurmuş gazetelerin, aynı duyarlılığı ve sorumluluğu sanal baskılarda da göstermesi beklenir. Hele böyle konularda.
Bu konuda, öncelikli olarak TCK'nın 216'ncı maddesi yol gösterici olabilir.
"Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" diyor bu madde.
SABAH İnternet Haber Yönetmeni Bülent Denli, okur yorumlarında sürekli dikkat isteyen bazı problemler olduğunu kabul ediyor. Fanatikler, küfürbazlar, kampanyacılar iş başında. Gelen yorumlar bir genç editör tarafından gözden geçirilip siteye konuyor. Ayrıca seviye çıtasını yüksek tutabilmek için bir üyelik sistemi son altı-yedi aydır işlemekte. Yorum yapmak isteyen üye olmak, yani bir anlamda (IP) kimliğini belirtmek zorunda.
"Tamamen açık bıraksak günde en az 50 bin yorum alırdık, şimdi günde 300 kadar yorum geliyor olsa da bu sayede ırkçılık, iftira, hedef gösterme, şiddet çağrısı gibi unsurlar daha kolay eleğimize takılıyor" diyor Denli.
Buna rağmen de sızmalar olabiliyor. Onlar da uyarılar üzerine site yayınından kaldırılıyor. Bu bir sansür mü? İddia edilebilir, ama geçersiz; çünkü demokrasi normları ifade özgürlüğünün sınırlarını geniş tutmakla birlikte "zarar verici", kin ve düşmanlık yayıcı bir söyleme yeşil ışık yakmıyor.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN