Kirli güçler ve açgözlülükler toplumu kirletir. Pisliklerle ancak 'temiz basın' anlamlı mücadele verebilir. Ama 'temiz basın'ın 'genetiği bozulmamış haber' vermesi için çalışanların bazı kurallara uyması şart

Değerli basınımızda -SABAH da dahil- köşe sahibi yazarların, daha seyrek de olsa habercilerin, kişisel mesele ve hesaplaşma hırslarını veya özel bağlantılarla ve çıkarlarını yazı ve haberlerine karıştırmalarına arada sırada rastlıyoruz.
Bu artık iyice kanıksandı; neredeyse hiç sorgulayan kalmadı.
Uçakta istediği koltuğu bulamayan biri ertesi gün havayolunu yerin dibine geçiren yazıyı rahatça yazabiliyor.
Gittiği lokantada "egosu zedelenen" (yani, ayrıcalıklı muamele göremeyen) bir diğeri, sebebini açıklama gereği dahi duymadan demediğini bırakmıyor.
Hısım akrabanın iş faaliyetlerini övenler, gizli açık reklam yapanlar, "destek" amaçlı haber/yazı yazanlar sorgulanmaz oldu.
Zor bir mesele. Bırakın yayın kuralları olmayan gazeteleri, olanlarda bile önü kesilemeyen bir alışkanlık. Yayın ilkelerini ilan edip "orada kalan" bir kısım basınımızın olduğu Türkiye'den söz etmiyorum; mesele ilkelerini uygulamak konusunda kararlı New York Times gazetesinde de müzmin bir başağrısı.
Gazetenin editörlerinden Charles Delafuente Newark havalimanında uçağı kaçırmış, havayolu şirketini mahkemeye vermiş, küçük bir tazminat koparmayı başarmış.
Ama sonradan bunu gazetenin şehir ekinde yazmış.
Gazeteye kadro dışı (freelance) çalışan Suzy Buckley adlı muhabir, Miami ile ilgili hazırladığı röportajda, "uğranması gereken yerler" arasında Burger Bar'ı da saymış. Burası, sonradan anlaşılmış ki, nişanlısına aitmiş.
Bir diğeri, gazete adına röportaj yapacağım diyerek havayollarını bedava bilet için taciz ettiği anlaşılınca, serbest muhabirlik görevinden atılmış. Gazeteye aylık bilim yazıları yazan bir akademisyen, yolculuk ve konaklama giderlerini karşılayan bir IT şirketiyle ilgili yazdığı yazı nedeniyle sert biçimde uyarılmış. "Aman, ne var bunlarda?" denebilir. Ama, değişen zamanlara ayak uydurmak gerekir, bazı kurallar artık demode kaldı yaygarası kopsa da, New York Times editörlerinin titizliğinin arkasındaki inanç değişmiyor: Demokrasinin en büyük düşmanlarından biri, yozlaşma/yolsuzluk.
Bu, toplumları tehdit eder olmaktan tümüyle çıkarılabilecek bir olgu değil; hep vardı ve var olacak. Ama, basının görevi eğer ahlaki yozlaşma ve ekonomik yolsuzluklarla mücadelede asli önem taşıyorsa, ne yozlaşmanın ne de yolsuzlukların basına bulaşmasına izin verilebilir.
Basın temiz olmalı ki, pisliğe karşı ahlak adına geçerli ve etkili mücadele verebilsin.
Gazetenin yönetimi, haberleri ve köşeleri "küçücük bile görünse, gayri meşru her türlü etki dışında" tutmaya bu yüzden özen gösterme derdinde.
Anlattığın habere aşırı "yakınsan" bunu editörün bilecek; şahsi hesaplaşmaların veya ayrıcalık elde etmek için gazeteyi ve kurumu kullanman yasaktır; mesleği haksız kayırma veya kişisel sebepli karaçalmalar için kötüye kullanmayacaksın.
Nasıl ki internet çağında artık hiçbir şey gizli kalmıyor, aynı şey gazete(ci)lerin kötü davranışları için de geçerli. Bunun önemi henüz tam anlaşılmış değil.
Her neyse, Times'da son iki ay içinde ortaya çıkan bu "ihlaller", ilkelere uyum için yeteri kadar titizlik gösterilmediğini de ortaya çıkardı. Gazetenin Okur Temsilcisi'nden öğreniyoruz ki, her kadrolu veya kadrosuz haberci, yorumcu artık yayın ilkelerini "okuyup uyacağı" konusunda taahhütte bulunacak. Editör ve yöneticiler de daha ince eleyip sık dokuyacaklar.
Ne diyelim, darısı başımıza.
Peki, reklam alarak ayakta duran gazeteler için reklam paraları zaten "habercilik için olumsuz etki" değil mi? Gelecek hafta New York Times'taki tartışmaları aktarmaya devam edeceğim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN