OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR

'Evet'/'Hayır' arasında

Türkiye, dün önemli bir "demokratik olgunluk" sınavından daha geçti. Referandumun basit bir evet-hayır ayrımı olmadığı biliniyordu. Bu iki tercih arasında en çok zorlananlar ilke ile partizanlık arasına sıkışan gazeteler oldu

Bir tatil ardından SABAH okurları ile yeniden beraberiz. Ülke gündemi her yaz olduğu gibi alabildiğine yoğun; gazeteciler bu mevsimi de iş baskısı altında, dur durak bilmeden, YAŞ krizi, referandum gibi büyük gündem maddeleri üstünden izleyerek geçirdiler, tatili de aralara sıkıştırarak.
Dün, uzun ve gerilimli bir süreç ardından, halk anayasa reform paketiyle ilgili oyunu kullandı ve Türkiye'nin ateşli, heyecanlı, yorucu, inişli çıkışlı siyasetinde yeni bir aşamaya geçildi.
Her referandum öyle değildir, ama dün gerçekleşen, sakin ve sıradan bir evet veya hayır oyunun ötesinde taşmış, siyasetin tüm alanını kapsamış, toplumun geniş kesimleri nezdinde bir çeşit güvenoylaması niteliği de taşıyan bir olaydı.
Basının doğruluk, hakkaniyetli oluş, dürüstlük ve tarafsızlık gibi asli özellikleri seçimlerde hakiki bir sınavdan geçer, böyle "kendini aşan" referandumlarda da durum değişmez.
Yıllar boyu normalleşme ve değişim sancılarını yaşayan Türkiye'de, kendisini demokrasi ile ilişkilendirme ve ona göre mesleki yer belirleme konusunda köklü bir kimlik ve algılama bunalımı içinde bulan; bu temel ayraç üzerinden ayrışan ve savrulan, kısmen de ilkeler yerine faydacılık ve çıkarcılık üzerinden yayınlara sürüklenen bir medya kesimi, bu kez de eski alışkanlıklarına sığındı.
Savrulma yüzünden, oylanan paketin içeriği ile ilgili geniş yelpazede bir bilgi akışı ve fikir alışverişi yerine, söz düelloları ve manipülasyonlar ağır bastı.
Tekrarlanan alışkanlıklar ve hatalardan elbetteki her bir gazete, farklı ölçülerde ve farklı yönlerden sorumlu. Keşke bir kısır döngü kırılabilse ve bunların hepsi, oy sonucunun belli olduğu bugünden itibaren, demokratikleşme sürecinin kolay kolay kesintiye uğramayacağını da hesaba katarak, ekonomik faydacılık ve kurumsal çıkar yerine, ilkeli gazetecilik için bir iç muhasebeye girişebilse.
Ombudsmanlık kurumun parçası olduğu için, bunu genel olarak SABAH için yapabiliriz.
"Evet"
ve "hayır"ın - ayrıca boykot tavrının - toplumda değişimin yolu yordamı ve içeriğiyle ilgili kutuplaşmayı daha da görünür kıldığı bir gerçek. Görünürlük, tabii ki bu ayrışmaya araç olan medyada da gayet net oldu son bir ay içinde.
Hep yazıyorum: Değişim süreçlerinde sosyal gerginlik ne kadar doğal ise, seçim ve referandum gibi süreçlerde gazetelerin şu veya bu parti; şu veya bu oydan yana tavır alması da o kadar doğal. Özellikle yazılı basın, gelenek ve işlevi gereği, farklı toplum kesimlerinin eğilimlerine aracılık eder, onlara vurgu yapar ve tartışmaya katılır. Bu da doğaldır, belli partilere yakınlık veya uzaklık da. Ayrıca okur da gazetesinin nerede durduğunu bilmek ister.
SABAH bu referandumda açık ve anlaşılır bir şekilde "evet"i destekledi. Bunu, en belirgin biçimde köşe yazılarında gördü okurlar. "Hayır" savunucusu köşeler azınlıkta kaldılar.
Yorumlar üzerinden netleşen tavırla ilgili söylenecek bir şey olamaz. Ancak, bir gazete sadece köşe yazılarından ibaret değil. Asli işlev, demokratik karar süreçlerinde yurttaşın (okurun) sağlıklı, çok yönlü, karşıtlıklar da içeren bilgi ve argümanlara ulaşıp onlara hakim olmasını sağlamak.
Bu da işin "habercilik" yönü.
Meslek ahlakı açısından bakınca, referandumdaki farklı seçeneklere dair görüş ve tartışmalarda, haberlerde belli bir dengenin kurulması gerekir. Bu dengeyi kurmak her zaman çok zordur. New York Times veya Daily Telegraph gibi biri liberal öteki muhafazakar iki gazete, seçim ve oylama haberlerinde ne kadar dengeli ve adil olmaya çalışırlarsa çalışsınlar, okurları içinde mutlaka bir kesim "taraflı haber!" feryadını basagelmiştir.
Haberlerde mutlak adalet olanaksızdır, ama makul bir denge için çaba sarfetmek gerekir. Tiraj yüksekliği ve kitle gazetesi olma özelliği bu çabaları daha da önemli kılar. SABAH gibi yaygın bir gazetenin önemli bir kesimi "evet" yanlısı olabilir, ama "hayır" yanlısı veya boykot eğilimli okurlar da bu gazeteye sadakat duymaktadır.
Haber seçim ve sunumu acaba bu çabaları yansıttı mı? Gazetenin 12 Eylül öncesi son bir ayına bakınca, birkaç noktayı vurgulamakta yarar var.
Kampanya, ikisi ön planda, ikisi biraz daha arka planda dört partinin liderleri ve önde gelenleri arasında geçti. İç sayfalarda ayrıntılı olarak aktarılan miting ve atışma haberlerinde, Recep Tayyip Erdoğan, rakiplerinden açık farkla haberlere konu olmuştu. Kampanyanın iyice kızıştığı 24 Ağustos sonrasında, biri hariç her gün, Erdoğan'ın baş sayfada mutlaka bir fotoğrafı ve bazıları manşetten haberi verilmişti. Diğer liderlerin söylemleri baş sayfada ya hiç yer bulamadı ya da küçük haberlerle aktarıldı. Bu, dikkat çekti. İkincisi, tarafların argümanlarıyla ilgili. Kuşku yok ki, TV'lerde yayınlanan söyleşiler ile yazılı basının söyleşileri arasında, iz bırakma açısından belli bir fark var. Söz uçuyor, yazı kalıyor.
SABAH, oylama yaklaşırken, oy rengini belirleyecek güçteki dört siyasi aktörün hepsiyle, iyi hazırlanmış, kılı kırk yaran, deşen ve sorgulayan kapsamlı mülakatları yayınlamalıydı. Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak'ın Başbakan Erdoğan'la yaptığı, 8 Eylül tarihli tam sayfa söyleşi, "evet" tarafı ile ilgili argümanların anlaşılmasına önemli katkılarda bulundu ama Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Demirtaş ile de benzerleri, geniş kapsamlı olarak, peşpeşe yayınlanmalıydı.
Üçüncüsü, gelen mesajlar, sayfalarda başlıklara yansıyan "evet" sözcüğü vurgusunun bir kesim okurda "empoze ediliyor" (dolayısıyla taraflı habercilik) tepkisine yol açtığını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösterdi. SABAH okuru, "dikte ediliyor" algısına kapılmak istemiyor.
Buna karşılık, başta ekonomi olmak üzere, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin referanduma bakışı; ayrıca değiştirilmesi önerilen maddelerin neyi nasıl değiştireceği ile ilgili bilgi içeren haber-analizler, olumlu olarak görülen unsurlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.