"Wikileaks gitse de yerini başkaları alacak." Dünyayı sarsan gizli belge olayı, aynı zamanda yepyeni 'dijital gazetecilik'in de ufuklarını açıyor. Şeffaflık küresel talep haline geliyor

Görünen şu: Julian Assange ve ekibinin başına ne gelirse gelsin, Wikileaks'in tüm dünya ile paylaşmaya başladığı 250 bin küsur belgeden kaçış yok. Çünkü esasen gazeteci olmayan bu ekip, gezegenin önemli bir bölümüne yayılmış 4 temel dilde yayın yapan dört gazete ve bir dergiye bunların tümünü göndermiş durumda.
Bu yayıncıların bağımsızlığı, mesleki onura düşkünlüğü ve saygınlığı düşünülünce, daha çok belgenin su yüzüne çıkacağını öngörebiliriz.
Günümüz dünyasındaki uluslararası ilişkilerin perde arkası hakkında fikirler veren, Amerikalı diplomatların düşünce ve çalışma tarzlarını ifşa eden, biz de dahil pek çok ülkenin iç işlerine dair gözlem ve iddiaları içeren belgeler kim ne derse desin, gazeteciler için bulunmaz bir nimet.
Ama resmi alanda kaygılar da var. ABD, İngiltere, Almanya ve İspanya gibi demokratik anayasaların sağlam olduğu ülkelerde basın özgürlüğü çok geniş, ama belgelerin "dokunduğu" pek çok ülkede aynı durum söz konusu değil. 15'ten fazla ülke Wikileaks'e erişimi yasakladı, pek çoğunda da basın, haberleri kendi meşrebi ve kaygılarına uygun filtreledi.
Wikileaks, yayıncı tercihinde, sadece "gazeteci güdüsüyle" yapılacak serinkanlı bir belge ayıklama ve haberleştirmeye güvenmişti.
Bugüne kadar beş yayıncının hiçbiri, bu güveni sarsacak önemli bir falsoya düşmüş değil. Kendi hükümetlerinin taleplerinin makul olanlarını dikkate alıp "çok gizli" damgalıları ayıkladılar; isimlerin büyük bölümünü insanlar zarar görmesin diye vermediler.
Başka ülkelerde basının bilgi ile dedikoduyu, veri ile söylentiyi ayırt edecek; siyasi tarafgirlik yerine sorumlu haberciliği öne çıkaracak kapasiteye pek sahip olmadığı da daha iyi anlaşıldı. Özellikle Türkiye'de, seçilerek, bir kısmı karartılarak yapılan habercilik hırçın siyasi kavgaları besledi, zaten hasarlı olan "tarafsızlık" imajına daha çok hasar verdi.
Her ülkede bir okur tepkisi de oluştu.
Özellikle ABD'de, diğer dördüne göre nispeten "utangaç" bir yayıncılık yapan New York Times, hayli sert bir "siz vatanı satıyorsunuz" tarzı okur tepkisine maruz kaldı. Gazetenin genel yayın yönetmeni Bill Keller ile Yazı İşleri Müdürü Jill Abramson mesailerinin önemli kısmını saldırgan sorulara yanıt vermeye ayırdılar.
Verdikleri yığınla yanıt içinde bir cümle herşeyi özetliyordu. "Ne hakla ve kimin adına bunları yayınlıyorsunuz?" diye soran bir okura Keller şunu yazmıştı: "Bunları yayınlamamak, bu demokratik ülkede, halkın neyi bilmesi gerektiği konusunda yönetime bir veto hakkı tanımak olurdu."
İngiliz The Guardian ve İspanyol El Pais'in genel yayın yönetmenleri, Alan Rusbridger ve Javier Moreno sevinçlerini gizlememekte. Çünkü bu iki gazete "dijital gezegen"de iki yaygın dilin en yüksek hit alan, saygın bilgi kaynakları. Ama daha önemlisi, her ikisinin de - çok haklı olarak - Wikileaks olayı ardından yepyeni bir gazeteciliğin hızla şekillenmekte olduğunu bilmeleri.
Bir çağ kapanıyor. Dijital gazetecilik, şeffaflık talebiyle ve teknik olanaklarıyla, önümüzde yepyeni ufuklar müjdeliyor. Bilgiden kaçış zorlaşıyor. Bilgi veri paylaşımı yataylaşıyor. Böyle gittiği ölçüde dünya vatandaşlarının talepleri de yükselecek. Wikileaks gitse de yerine başkaları gelecek.
Ama sorumlu, ilkeli, korkusuz haberciliğe olan ihtiyaç hiç değişmeyecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.