OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR

Pilotlar, Suriye, öfke

Suriye'nin düşürdüğü uçağın iki pilotunun cenaze törenlerine dair manşet ve spot, bazı okurlarda soru işaretleri yarattı ve 'irkiltti'

Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye için en nazik konu, Suriye'de gün be gün genişleyen kriz. Kimi yorumculara göre ülke bir iç savaşa girmiş durumda. Ülkenin dört yanında, Baas rejiminin yurttaşlarına yaşattığı vahşet, sınırdaş komşularını da tehdit ediyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın saptamasıyla, Suriye'deki Beşar Esad rejimi, artık 'açık ve yakın tehlike'. Herkes diken üstünde, bu ülkede olup bitenleri izliyor.
Türk Hava Kuvvetleri'ne ait F-4 uçağının, Suriye açıklarında Suriye ordu güçleri tarafından vurularak düşürülmesi, krizin nasıl bir saatli bomba olduğunu anlatmaya yetti.
Uçağın düşürülmesi büyük öfkeye yol açarken, iki pilotun şehit olmaları da aynı derecede acı yarattı. Uzun aramalar sonuncu bulunan naaşlar, geniş ve üst düzey katılımlı bir cenaze töreni ardından toprağa verildi.
Böyle 'bıçak sırtı' zamanlarda, savaşın korkulu gölgesi her yeri kaplar. Söz konusu Suriye'deki gibi acımasız bir rejim olunca, hassasiyetlerin tırmanışa geçmesi de normal olur. Cuma günü düzenlenen cenaze töreni ile ilgili haberlerin gazetelerin baş sayfalarında nasıl verildiği de konuya bakışı kesinlikle kayıtsız olmayan okurların ilgisini çeker.
7 Temmuz günü kitlesel birçok gazete ile SABAH'ın haberi veriş tarzı farklı idi. Genel olarak diğerleri şehit pilotların en yakınlarının acılarının üzerinden töreni aktarırken, SABAH, 'Burda Bitmez' başlığını tercih etmişti.
Spotta da "Suriye füzeleriyle düşürülen Fantom'daki iki şehidimize veda töreninde herkes aynı düşüncedeydi: Esad, bedelini ödeyecek" deniyordu.
Okurlardan gelen tepkiler de başlıkla spota ilişkin oldu.
Uğur Öztanlı'ya göre, 'Irak belasına girmemekle ne kadar haklı, ileri görüşlü olduğumuz anlaşıldığı halde, bu son Suriye belasının onun misli olduğunu gördüğümüz halde, daha dikkatli olmayı istemek de hakkımız değil midir? Neden bu kadar tehditkar bir başlık? Burda bitmez diyerek ne yapılmasını istiyorsunuz? Ekonomide rahat nefes almışken, içimizde terör belası ile uğraşırken bir de savaşa mı girelim? Bence ayarsız olmuş. Kışkırtıcı olmuş. Hoşuma gitmedi. Gazetemi severim, inşallah bu uyarımı çöpe atmazsınız.'
Tuğba Bendir: 'Törende herkesin aynı düşüncede olduğunu, Esad'ın bedelini ödeyeceğini yazmışsınız. Herkesin acılı, kızgın, kaygılı olduğunu törenden anlamak, resimlere bakarak mümkün, ama bedelini ödeyecek ifadelerini nasıl anlıyoruz? Ben haberde bunu aradım ama bulamadım.' Esat Turan: 'Ordumuz üzgün, çünkü son zamanlarda çok askerimizi subayımızı kaybettik. Acılar dinmiyor. Evet Suriye ağır bir suç işledi ama ben savaşa kızıştırmanın doğru olmadığına inanıyorum, siz de dikkatli olun, başlığı görünce irkildim.'
Bu mealde görüş bildirenlerin sayısı 10'u geçti.
Böyle zamanlarda sorumluluk büyük. Nasıl davranmalı? TGC'nin Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi'ne baktığımızda, şu ifadeler yol gösterici:
"Gazeteci; başta barış, demokrasi, insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur... her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz."
Ona şu maddeyi de eklemeliyiz:
"Sarsıcı durumlarda: Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda gazetecinin olaya yaklaşımı ve araştırması insani olmalı ve gizliliklere uyularak duygu sömürüsünden kaçınılmalıdır."
Yorum:
Güvenilir araştırma şirketlerinden ANAR'ın yapmış olduğu son araştırmalar, halkın üçte ikiye yakın kesiminin Suriye ile savaşa tutuşulmasını istemediğini göstermekte. Bu belirgin temayülü, 'vakur ve ihtiyatlı güç' vurgusu yapan Başbakan'ın kaale almadığı söylenemez. Bu açıdan bakıldığında, ihtiyat konusunda, hükümet ve muhalefetin önemli kesiminin aynı noktada olduğu da anlaşılıyor.
Duygulara seslenmek, onlarla bağ kurarak manşet atmak bir tercihtir. Akla hemen Falkland krizi sırasında İngiltere medyasında yaşanan ayrışma geliyor. Orada merkezin sağ ve solundaki ciddi basın ihtiyatlı dile özen gösterirken, tüm kışkırtıcı ve savaş yanlısı dil tabloid basına sinmişti.
Tercih, sorumluluk üzerinden yapılmalıdır. Eğer bu önemsenen bir husus ise, SABAH okurlarının eleştirilerini de ciddiyetle ele almak doğru olur. Akıl, duygulara hakim olmalıdır. Manşet bu açıdan dikkat çekmiş, haklı olarak 'irkiltmiş'tir.
Şu noktayı da SABAH dahil basının geneli açısından bir kez daha vurgulayalım:
Savaş, siyaset kisvesi altında şiddet ve ölümcül terörün egemen olduğu zamanlarda, şehit cenazeleri medya üzerinden duygu sömürüsü ve his manipülasyonuna en açık araçlara dönüşmektedir. Hassasiyetler nedeniyle kimse medya içinden medyanın bu törenleri yansıtma şekli ve üslubunu sorgulayamamakta.
Oysa faydalı olacaktır. Elbette bu törenler belli bir haber değeri taşırlar, ama abartı da kaldırmazlar, kışkırtma da.
Basınımız cenazelerin özünde acı olduğunu, törenlerinin ölen yakınları açısından mahremiyeti de olduğunu, ölenlerin yakınlarıyla ve sevdikleriyle empati yapılarak, onların 'özel'ine saygıyla, ölçü içinde bu haberlerin verilmesi (veya verilmemesi) gerektiğini bir türlü anlamadı, anlamamakta da direniyor.
BİZE ULAŞIN