OKUR TEMSİLCİSİ - YAVUZ BAYDAR

Kanaat ve duyarlılıklar

Köşe yazılarında süregiden polemik ve fikir takası, konular gelip etnisite, din ve inançlara dayanınca herkes dikkat kesiliyor. Alevilerin cemevi talebi, son örnek. Nefret söylemine savrulmamak için okurların algısı rehber olabilir

SABAH okuru Erdoğan Özbay, 14 Temmuz tarihli eleştirisinde köşe yazılarına öz oluşturan görüşlere itirazlarını iletmiş.
"Köşe yazarları pek ilgi alanınıza girmiyor, biliyorum" diye başlamış notuna, "ancak alenen yalan yazan birini size şikâyet etme hakkım olduğunu düşündüm."
'Bugünkü (14 temmuz) SABAH'ta Hasan Celal Güzel, Alevilerin namaz kıldığını, oruç tuttuğunu, hacca gittiğini, yani bildiğiniz Sünni Müslüman olduğunu yazmış. Kendisine de yazdım. Gene de kurumsal olarak SABAH gazetesinin sorumluluğu olduğunu düşünüyorum, her ne kadar köşe yazarı özgür olsa da... Çünkü bu bir yorum değil, açıkça yalan yazmış ve Alevileri başka bir şeye benzeterek hakaret etmiştir."
Eleştiriye konu olan köşe, bir süredir hararetle devam etmekte olan cemevleri tartışmasıyla ilgili. Malum, CHP Milletvekili Hüseyin Aygün birkaç hafta önce TBMM içinde Alevilerin ibadetini mümkün kılacak bir cemevi açılmasını resmi yazıyla istemiş, ancak Meclis Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın reddine atıfta bulunarak talebi reddetmişti. Bunun üzerine pek çok farklı görüş kamusal alanda tartışılmaya başlanmıştı.
Konuya SABAH'ta esas olarak iki yazar el attı. Biri Sevilay Yükselir'di, diğeri de Hasan Celal Güzel. Yükselir, Alevi kimliğiyle, "içerden" kendi kanaatlerini paylaştı. Güzel de, okurumuzun andığı yazısıyla katıldı tartışmaya.
Söz konusu yazıyı okudum.
Okur ilk noktada haklı: Bazı istisnalar hariç, gazetenin köşe yazıları, bu köşenin kapsama alanı dışında kalıyor.
(İstisnalar; maddi hatalar, dil yanlışları ve - ülkemizin son zamanlarda müzmin derdine dönüşen - nefret söylemidir. Yani toplumsal grup ve kimliklerin, kadınların alenen aşağılanması ötesinde, hedef alınması, toplu nefret için adres gösterilmesi. Haberci ve yorumcular olarak nefret söylemine uzak durmaya, farkındalığı artırmaya çalışılması bu yüzden önemli.)
Okur yazıda Alevi topluluğa ve kimliğe karşı hakaret olduğu kanısında, ayrıca o köşede yer alan fikirlerin doğru olmayan bilgiler üzerine inşa edilmiş olduğunu öne sürüyor. Yani, Güzel yalan yazıyor, diyor. Okur Temsilcisi olarak şunlara dikkat çekmeliyim:
Yeni bir Anayasa'nın şekillenmekte olduğu, yani yeni bir sosyal sözleşme hazırlığının yaşandığı bu süreçte her yurttaşın ve kanaat önderinin korkmadan veya korkutulmadan herşeyi konuşabilmesi şarttır. Özgürlük bu yüzden herkese, azınlık ve çoğunluk, eşit ölçüde verilmelidir.
Coğrafi, cinsel, etnik kimlik konusu hassastır.
Ama, dinsel kimlikleri esas alan tartışmalar daha da hassastır. Çünkü inançların kökleri daha derinde, sinir uçları daha açıktadır. Bu yüzden, her beyan edilen fikir, "benim dediğim en doğrusudur" dayatmacılığına yeterli uzaklıkta, saygı ve ihtiyat içerirse iyi sonuç alma ihtimali yükselir.
Aynen etnik kimlikte olduğu gibi, kişi "benim inancıma ve ibadetime ben karar veririm" diyorsa, buna saygı da esastır, önceliklidir.
Tartışma açık mıdır? Evet, elbette... Fakat inançla ilgili tartışmalara, bırakalım karar vermeyi, ne devlet ne de (yarı) resmi kurumlar karışabilir.
Buna mukabil, her birey görüşünü açıklama özgürlüğüne tam olarak ama eşit konumda sahip olmalıdır. Çünkü üstün din, üstün inanç yoktur.
Güzel'in yazısında bir hakaret görmedim, ayrıca öne sürdüğü fikirler de sübjektif, kişisel kanaatlerdir. Köşe yazıları bizatihi tartışmaya açık kişisel alana aittirler. Ancak, eğer bu çok hassas ve önemli tartışmalarda istediğimizi gibi anlaşılmayı ve toplumsal huzur ve tatmine yönelik sonuçlar almayı umuyorsak, farklı inançlarda olan ve onları -haklı olarak- kendilerine göre yorumlamak isteyen insanların algılamasına da dikkat etmek gerekir. Okurun tepkisine bu köşede yer verilmesinin esas sebebi, algılamaların, tartışma adabı ve dikkati adına nasıl güçlü birer işaret fişeği olduğunu göstermek içindir.

BİZE ULAŞIN