ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)

Hayat Notları: Bellek oyunu

Savaşın, hala çok kolaymış, sanki bir çırpıda bitiverecekmiş gibi algılanması, insana çok ürkütücü geliyor. En haklı savaş bile 'haksız' sonuçlar doğuruyor çünkü...
İnsanlığın, doğal olan ölümü, bir de savaşla öldürülerek tamamlaması, ne çok kötü...
Mesela "Savaş Sanatı" esrarengiz bir Çinli savaşçı-filozof tarafından yazılmıştı...
Hem de 2 bin yıl öncesinde.... Hala dünyanın en etkin, en saygın strateji kitabı olarak sayılıyor. Hala dünyada çok sayıda insan, bu kitabı okuyor.... Kitabın en temel ilkesi ise şu: "Savaşmadan kazanmak en iyisidir..."

***

Bakıyorum uzaklardan, uzaklara... İnsanların, birbirini sevmeye ne çok ihtiyacı var...
Hesapsız, koşulsuz, sorgulamadan, birbirini anlayarak sevmeye...
Hele şefkate, ne çok ihtiyacı var insanların...
Sevgiyi kaybetmek, giderek ıssızlaşan şu sevgisizlik hali, sevmeyi sadece ihtiyaçlar üzerinden kurgulamak; insanlığın bazen çok üzücü olan bu hüzünlü yalnızlığı, ne çok çığlıklı...
Belki de insanın sevgiyi kaybetme korkusu, bu nedenle büyük oluyor...
***

Her insanın belleğinin, kendisine ait bir iradesi var...
Bazen bu bellek şaşırtır insanı... Birdenbire bir caddeden karşıya geçerken ya da ıssız bir sokakta yürürken, çocukluğunuzdan bir parça görebilirsiniz mesela... Bir ses, bir koku, bir rüzgar, hatırlatabilir size bunu...
Belleğiniz oyun oynar sizinle...
Belki de çocukluktan çıkar, ilk gençliğinize gidersiniz... Geçmiş ile gelecek arasında, bir sarkaç gibi sallanırsınız, belleğinizin size oynadığı bu tatlı oyunda...
Bir hatırlama anıtı önünde durur, onu selamlarsınız.
Ahmet Muhip Dranas'ın Olvido şiirinin bir bölümündeki gibi:
***
"Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir."

***

Psikologlar, belleğimizin kişisel deneyimlerimizi depoladığımız bölümünü artık "otobiyografik bellek" adıyla tanımlıyormuş...
Otobiyografik bellek, herhalde insana ait bir sinema filmi gibi...
Hem bir hatırlatma, hem bir unutma tablosu...
Hangisinin, nasıl, ne zaman olacağına, sanki bir irade karar veriyor gibi...
Düşündüğümüzü çekerken, çektiğimizi düşünüyoruz...
Otobiyografik belleğimiz, bazen işine geleni kayıt altına alıyor; unutmak istediğinin üstünü çiziyor bazen. Bizlere acı veren ne varsa, tümünün üstü geçici olarak karalansa da; aniden ortaya çıkıveriyor galiba... Yine de hep unutmak ister insan... Tüm olumsuzlukları...
Belki de 'Olvido'nun, insanı derinlere götüren o farklı 'unutuş' çağrısındaki gibi: "
Ey unutuş! Kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! Kurtar bu gamlardan beni."

***

Yine de hepimiz, bizlere iyi gelen güzel sözcüklerin ışığında, umutla bakmalıyız yaşadığımız her ana.... "Ah neydi o günler!" seslenişlerinin buruk nostaljisi şemsiyesinden uzaklaşıp, 'bugünü hissetmeliyiz' iliklerimize kadar içimizde...
Bazen bir yağmurun altında... Bazen bir yaz gününde...
Bazen 'güz'ün yaza borçlu kalmış hafif serinliğinde...
Hissetmeliyiz, iyi sözcüklerin merhabasıyla, sevgiyle uzaklara demir attığımız zamanlarda...
Hissetmeliyiz, şefkati, bize iyi gelen sözcüklerin, yağmur damlaları gibi üzerimize çiselemesiyle; insanın insana sevgisini hissetmeliyiz, kalbimizin en güzel yerinde...
Savaşlardan çok uzakta... Silahsız sabahlara doğarak hep birlikte...
Bu dağınık yazı gibi, her şey, her yere dağılmış olsa da... Yine de çok umutla...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN