NUR ÇİNTAY NUR ÇİNTAY

Kendi muhitinde turist olmak

Eskiden deri atölyelerinden çıkan kokuyla burnumuzun direğini kıran Kazlıçeşme, şu anda tarihle harmanlanmış bir modernliğin simgesi sayılıyor. Gelin önce şehrimizde turist, sonra da muhitin zenginliğine hâkim bir gerçek İstanbullu olalım...

Eski Türk filmleri şahane repliklerle doludur. Mesela kızla oğlan fakülte dönüşü tramvayda tanışır. İnip birlikte yürürler. Kızda evlendirme programı tabiriyle bir 'hoşlantı' oluşmuştur, aşkın eli kulağındadır.
Bir sokağın köşesinde, "Muhitimize geldik, siz artık dönün" der kız...
Muhit, kişinin sürekli ilişkide bulunduğu insan topluluğu demek... Sadece insanı değil, mekânı da anlatırdı bu kelime çocukluğumuzda, mahalle yerine de kullanılırdı. Artık 'çevre' diyoruz.
Çünkü artık mahalle, sadece dizilerde var. Mahallede herkes birbirini tanır, izlerdi. Geçti o günler. Asansörlerinde kimsenin kimseye selam vermediği çok katlı apartmanlarda, bol konutlu sitelerde yaşamaya başladık (Dizilerde kimsenin buralarda oturmaması da ilginç, komşu maliyetinden herhalde!)...
Eskiden 'Ev alma, komşu al' denirdi. Çünkü 'Komşu komşunun külüne muhtaç'tı. Şimdi ise komşu değil, çevre alıyoruz.
Kimi kentin merkezinde, kimi ormanda...
Kentsel dönüşümle beraber eski standartlar çöpe gitti. Mesela Ümraniye dendi mi akla gecekondular gelirdi, artık kalburüstü bir yaşam dönüyor orada.
Bir örnek de Kazlıçeşme...
Eskiden deri atölyelerinin yaydığı feci kokular yüzünden burnumuzun direği kırılır, insan bu civardan geçmek bile istemezdi. Şimdi ise 'tarihle harmanlanmış bir modernliğin' simgesi oldu.
'Modernliği anladık da, tarih nesi' derseniz... Gelin sizi tecrübeli rehber Şerif Yenen mihmandarlığında, adeta bir açık hava müzesi olan bu semtte biraz dolaştıralım. Kendinizi turist gibi hissedeceğiniz garanti...

KAZLI O ÇEŞME, BURADA!
Önce bir soru: Kazlıçeşme isminin, gerçekten de üstünde kaz kabartması olan tarihi bir çeşmeden geldiğini biliyor musunuz?
Rivayete göre İstanbul'un fethi esnasında orduda su sıkıntısı baş göstermiş. Ne yapmalı, nereden bulmalı? İleri gelenlerin su ihtiyacını karşılamakla görevli sakabaşı, bakmış ki havada kanat çırpan kazlar var; adamlarına "Şunları takip edin, kondukları yerde mutlaka su vardır" demiş. Böylece kurulan çeşmeye de Kazlı Çeşme adı verilmiş.
Deri işleme atölyelerinin (tabakhane) Fatih Sultan Mehmet tarafından Kazlıçeşme'ye yerleştirilmesinin en önemli sebebi, semtin yeraltı suları açısından zengin olması. Fatih ayrıca buraya bir sürü salhane de (mezbaha) kurdurmuş. Yüzülen deriler, işlenmek üzere doğru tabakhanelere...
Kazlı Çeşme'ye sırtınızı verdiğinizde küçük bir camiyle karşılaşıyorsunuz.
Küçük ama çok anlamlı, çok tatlı bir yapı: Fatih Camii...
İkinci Mehmet burayı kenti fethetmeden önce yaptırmış. Yani bu cami, İstanbul'un ilk Osmanlı-Türk camii (Gittiğinizde kapısındaki deri örtüye dikkat edin)...
Fatih Camii'nin hemen arkasında ise Sadrazam Kara Mustafa Paşa Camii var. Siz bakmayın Paşa'nın, Viyana'yı alamadığı için Padişah Dördüncü Mehmet tarafından 1693'te boğdurulmuş olmasına; Merzifonlu çok önemli bir komutan...
Burası inanç açısından bir Türkiye mozaiği gibi... Camilerin ve çeşmenin az ötesinde Erikli Baba Alevi Dergâhı var mesela... Gezimiz sürdükçe başka inançlarla da karşılaşacağız.
Ama önce azıcık siyasi ve askeri tarih... Üzerinde bulunduğunuz Demirhane Caddesi sizi Bizans surlarına ve zindanlarıyla ünlü Yedikule'ye götürecek...


Fatih Camii

YEDİKULE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞ?
Doğu Roma İmparatorluğu, yani Bizans, 1071 Malazgirt Savaşı'ndan 1453'e, küçüle küçüle bir şehir devleti haline gelir. Ama yine de Ortaçağın en güçlü savunma sistemine sahiptir.
Üç kademeli 70 metrelik surlar dönemin ordularına kafa tutar.
Surların yakınına gittiğinizde Altınkapı'yı (diğer adı Yaldızlıkapı) mutlaka görün.
Orası Bizans imparatorlarının kente girerken kullandıkları ana tören kapısı...
Kapının çevresinde dört hisar vardır, üç tane de Fatih yaptırınca ortaya ünlü 'Yedi Kule' çıkar. Osmanlı döneminde, önce hazinenin bir kısmı burada saklanır. Ardından önemli şahısların hapishanesi olarak kullanılır ki 'zindanlar' denmesinin nedeni, bu...
Mesela Genç Osman burada tutulur ve boğdurulur.
Yedikule'den yukarıya (kuzeye) çıkarken maruluyla ünlü bostanlar göreceksiniz.
Sayıları giderek azalan bu küçük tarlalar, 'çukurbostan' tabirinin çıktığı yer. Büyük Bizans sarnıçları zamanla yıkılmış veya atıl kalmış, halk da buraları toprakla doldurup ekip biçmiş. İşte sarnıç çukurundaki bu bostanlara 'çukurbostan' denmiş.

AYASOFYA'DAN DA ESKİ
Kazlıçeşme'yi içinde barındıran Zeytinburnu ilçesi, hakikaten de çok zengin bir bölge. Mesela İstanbul'un bilinen en eski Hıristiyan yapısı yine burada: Stüdyos Manastırı ve Kilisesi'nin, diğer adıyla Vaftizci Yahya Kilisesi'nin geçmişi 15 asır önce inşa edilen Ayasofya'dan da öteye uzanıyor...
Burada tarihin nasıl kah salına salına, kah atlaya zıplaya ilerlediğine şahit oluyoruz: Padişahın atlarından sorumlu (imrahor) İlyas Bey bu kiliseyi camiye çeviriyor. Manastır bölümünü de Sümbüli Tarikatı kullanıyor.

GERÇEK İSTANBULLU BİLİR
Muhitteki bir başka Hıristiyan yapısı, mutlaka görülmesi gereken Balıklı Rum Manastırı ve Ayazması...
Kutsal ve şifalı olduğuna inanılan su hâlâ kaynamakta... Bahçesinde çok sayıda mezar taşı var. Mesela bir Karamanlının yani Hıristiyan Türk'ün mezar taşı: Grek harfleriyle yazılmış ama Rumca değil Türkçe!
Bölgede gezilecek daha pek çok yer bulunuyor. Mesela Yenikapı Mevlevihanesi'ni mutlaka görmek lazım.
Tıbbi Bitkiler Bahçesi de ilginizi çekebilir.
Yorulup acıktığınızda ise meşhur Merkezefendi Köftecisi ne güne duruyor!
Bütün bu bahsettiğimiz eserler, yüzlerce yıllık geçmişe sahip. Bizim yaptığımız bir mini tur. Aslında her birine rahatlıkla yarım gününüzü ayırabilirsiniz.
Hepsini değil elbette ama hiç olmazsa yarısını gezdiğinizde, turistliği geride bırakıp kendinizi gerçek İstanbullu sayabilirsiniz.
Tarihi boyutu olan modernlik hoşunuza gidiyorsa Kazlıçeşme'de alternatif çok... Misal bu tadımlık turu yapmamıza vesile olan Büyükyalı projesi...
BİZE ULAŞIN