EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

İstismar değil tecavüz!

O habere bakıyorsun çocuk istismarı, bu habere bakıyorsun çocuk istismarı... Peki ne olmuş da bu istismar kelimesi kullanılıyor? Efendim bir yetişkin adam, mahallede komşusu olan çocuğa cinsel açıdan yaklaşmış. Şöyle yapmış, böyle yapmış... Soru: Bu olay istismar mı? Yoksa taciz veya tecavüz mü?
İstismar kelimesinin iki anlamı var. Birinci anlamı: İşletme, faydalanma, kar sağlama... İkinci anlamı: Birisinin iyi niyetini, acizliğini, zayıflığını kötüye kullanma... (Bizi ikincisi ilgilendiriyor.)
Eğer bir yetişkin, küçük çocuğa, pırıl pırıl misketleri gösterip, "Sen annenin beyaz misketlerini getirirsen, ben de sana bu renkli cicozları veririm" derse... Çocuk da eve gidip annesinin inci kolyesini getirirse... İşte bu istismar olur.
Çünkü çocuğun akli melekeleri gelişmemiştir. İnci ile cam arasındaki muazzam farkı bilmemektedir... Ayrıca annesine ait olan bir şeyi, başkasına vermemesi gerektiğini de idrak edememektedir.
Bu örnekte istismar var ama taciz ve tecavüz yok. Halbuki son yıllarda sık sık gündeme gelenler, taciz ve tecavüz olayları...
Taciz kelimesinin anlamı: Rahatsız etme, tedirgin etme... Kötü niyetli, ruh hastası adam, kız çocuğunun eteğinin altına elini sokarsa, bunun adı tacizdir. Daha ileri giderse... İlişkiye girmeye kalkışırsa, onun da adı tecavüzdür.
Düpedüz taciz veya tecavüz olan vakalara, niye "istismar" diyoruz? Tacize ve tecavüze, istismar demek suçu, kötülüğü hafifletmek değil mi?
Not 1: Binde bir de olsa, çocuğun, kendisine yapılanı oyun gibi gördüğü doğrudur. Ancak olayı tartamaması, hatta "Amca yine oynayalım" demesi, gerçek bir rıza olduğunu göstermez. Yetişkinin sorumluluğunu azaltmaz.
Not 2: Unutmayın... 10 olayın dokuzunda tacizci-tecavüzcü, çocuğun tanıdığıdır. Evin içindendir. Akrabadandır. Mahalledendir. Okuldandır, kurstandır. Polisler ve savcılar bunu çok iyi bilir.

***

Elde kılıç dizi izlemek

YouTube'ta hem eğlenceli, hem de ürkütücü bir video ile karşılaştım. Hani Kurtlar Vadisi'nden Diriliş Ertuğrul'a vurdulu kırdılı, silahlı külahlı dizler var ya... Halkı bunları izlerken çekmişler.
Mesela biri tarihi diziyi elinde kılıçla izliyor, 'bizimkiler' hücuma geçince, o da ekrandaki düşmana karşı nara atarak elindeki kılıcı sallamaya başlıyor.
Ben önce mizansen sandım bunu. Vermişler dedelerinin, amcalarının eline kılıcı, salla demişler, o da sallamış.
Ama yok. Öyle değil. Çünkü başka mekanlarda, başka kişiler, başka dizileri benzeri şekilde izliyor. Mesela biri, heyecanla ayağa fırlamış, dizideki kötü adama küfrediyor, "Kaçırmayın" diye bağırıyor.
Ve daha bunlar gibi sürüyle örnek...
Vatandaşın hakikat ile hikaye arasında ayrım yapmamasını, ekrandaki hikayeleri gerçek sanmasını, bazı arkadaşlar eğlenceli bulabilir.
Olayın komik bir yanı var elbette. Ancak bu durum aynı zamanda manipülasyona, kışkırtmaya, aldatmaya sonuna kadar açık bir kitle olduğunu da gösteriyor. Ver gazı, sallasın kılıcı.

***

ÖSS'si olmayan ölsün mü?

Televizyonda kamu spotu dönüyor: "Sigortasız çalışmayın; sigortalı olursanız kaza geçirdiğinizde hastanede bakılırsınız" diyor.
Hastaneye gidersiniz de; acaba bakacak doktor bulabilir misiniz? İşte orası büyük bir soru işareti!
Kulak-burun-boğaz uzmanı bir lise arkadaşım var. Profesör. Devlette çalışıyor. Eşi de profesör, göz uzmanı. O da devlette.
Geçenlerde muayeneye gittim. Sohbet sırasında, "Eşimle birlikte özel sağlık sigortası (ÖSS) yaptırdık" dedi? Aa, niye? İkisi de koskoca profesör. Bütün uzmanlar zaten arkadaşları. Özel sigortaya ne gerek var?
"Devlette doktor kalmadı ki..." dedi arkadaşım: "Bilgili ve becerikli kim varsa özel hastaneler aldı. Mesela ciddi bir ameliyat gerekse, şu devlet hastanesinde güveneceğimiz tek bir cerrah bile yok. Bütün nitelikli arkadaşlarımız şu anda özelde."
Ya paranız olacak ya da özel sağlık sigortanız (ÖSS)... İkisi de yoksa, buyurun cenaze namazına.

BİZE ULAŞIN