EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Eğitmeyin, utandırın

Hayattan damıtıldıgı için atalarımızdan kalma birçok önemli söz vardır. Mesela:
Can çıkar, huy çıkmaz... Bir baskası: Olamayacak duaya amin demek.
Bu sözleri aklıma getiren, Emniyet Genel Müdürlügü ile Türkiye Sigortalar Birligi'nin ortaklasa gelistirdikleri proje oldu. En çok kazaya karısan 10 bin kisiyi tespit etmisler. Bu kisiler egitimden geçirilecekmis. Ayrıca ruhsal analizleri filan yapılacakmıs.
Bunun etkili olacagına, bu insanların egitimin ardından, araçları dogru biçimde süreceklerine siz inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. (Can çıkar, huy çıkmaz.) Çünkü sorun egitimde degil. Kadıköy egitim oranı yüksek bir ilçedir.
Ben Bagdat Caddesi'ne yakın oturuyorum.
Her gün araç kullanırken mesaj yazan insanlar görüyorum.
Bunlar hem parası, hem egitimi olan kisiler. O durumda mesaj yazmanın fevkalade yanlıs oldugunu istisnasız hepsi biliyor. Yine de yazıyorlar iste.
Bunlara durdurmaya cezalar da yetmiyor.
"Efendim niye böyle yapıyorsunuz" diyen trafik polisine, "Vaaz vermeyi bırakın da, cezamı kesin" diyenler var. Adam milyonlar kazanıyor; o ceza, çerez parası dahi degil.
Ne yapmalı? Önlemler, para cezası yerine, utandırma veya can sıkma seklinde olabilir. Basit iki örnek:

¦ Mesela zorunlu kamu hizmeti olarak, çarsı-pazar pisligini süpürürken çekilmis görüntüsünü, adıyla sanıyla birlikte medyada yayınlatabiliyor musunuz?

¦ Eger suçu direksiyon basında mesaj yazmaksa, üç ay boyunca SIM kartını bloke ediyor musunuz? (Bu arada baska numara alamaması için, servis saglayıcı sirketlerle anlasma yaptınız mı?) Eger bunlara benzeyen caydırıcı tedbirler alamıyorsanız olamayacak duaya amin diyorsunuz demektir.
Çünkü trafik canavarını egitim, kurs, nasihat durduramaz.

AYKIRI BİR SORU

Geçen gün 50 Peynirli Şehir başlıklı kitabı karıştırıyordum. Berrin Bal Onur ve Neşe Aksoy Biber kaleme almış. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin çıkardığı kitap, ilde üretilen peynirleri konu ediniyor. Güzel bir çalışma.
Yazarlar farklı sütlerin besin değerlerini gösteren bir tablo hazırlamış. İnsan sütünü de koymuşlar tabloya. İşte o anda aklıma aykırı bir soru düştü: "İnsan sütünden yapılmış peyniri yer misiniz?" Kendimi yokladım: İçimde bir ezilme hissettim.
Merak etmeme rağmen herhalde yemem.
Ama acaba herkes öyle mi? İnternete baktım.
Bu konu yazılmış mı, tartışılmış mı? Elbette var.
New York'ta bir lokantacı, Lori Mason adlı eşinin sütünden yapılmış peyniri mönüye koymuş.
Bir de not düşmüş: "Elinizi çabuk tutun, yakında bitecek." Lori Hanım sütü bol bir kadınmış. Bir çocukları olunca süt fazla gelmiş. Lori Mason, "Bundan gelen parayı Afrika'nın aç çocuklarına yardım için bağışlayalım" demiş.
Altı kilo sütten bir kilo beyaz peynir elde edildiğine göre; insan sütünden çıkacak peynir azıcık bir şey olur. Bu yüzden peyniri kanepelerin üstüne bir tatlı kaşığı kadar koyarak, incir ve Macar çarliston biberiyle sunmuşlar.
Bir sanatçı kadın ise kendi sütünden yaptığı peyniri, sergi açılışına gelen konuklara ikram etmiş. Haberi yazan gazeteci, "Filipinler'de fare eti yemiş bir arkadaşım, bu olayı çok itici buldu" diyor. Velhasıl insan peynirini yiyen de var, iğrenen de...
Kıssadan hisse: Benim aykırı sandığım soru hiç de öyle değilmiş. İnsanlar bu soruyu çoktan sormuş ve çeşitli cevaplar vermişler. Madem öyle, konuyu, ilginç bir soruyla kapatalım: Veganlıkta insan peyniri mubah mı?



EV SÜSÜ OLARAK DİNOZOR

Haftanın ilginç haberlerinden biri de, iki dinozor iskeletinin Paris'te açık arttırma ile satılacak olmasıydı. Bu satış bazı insanların hoşuna gitmiyor. Dinozor kalıntılarını, sadece bilime ait görüyorlar. Dolayısıyla satılmasına karşılar.
Aslında bilimcilerden bir protesto yükselmediğine göre, buradaki muhalefette zenginlere karşı duyulan hınç etkili olsa gerek.
Leonardo DiCaprio ve Nicolas Cage gibi kimi ünlülerin dinozor meraklısı olduğunu biliyoruz. Batılı zenginlere son yıllarda Çinli zenginler de katılmış. Onlar da milyonlarca dolar verip artırmalardan dinozor kemiği satın alıyorlar.
Peki bu olay ille de zengin işi mi? Hayır... Bundan on yıl kadar önce Beyrut'a gitmiştik. Kentin kuzeyinde Biblos adlı geçmişi Finikelilere kadar uzanan tarihi bir kent var.
Dolaşırken bir dükkanda fosiller görmüştük. Satan Biblos Arkeoloji Vakfı'ydı (ya da benzeri bir kuruluş.) Bizim ilgilendiğimizi görünce kendisi de arkeolog olan satıcı anlattı: Biblos'un sırtını verdiği tepelerden, 300 metre yukarıdan çıkıyormuş bu fosiller. Çünkü milyonlarca yıl önce deniz, o seviyeyi aşıyormuş.
Biz de 750 dolara balık fosili aldık (o zamanlar bir dolar, 1.2 lira filandı.) Fazla büyük değil. 15 santimetre. Kaya ortadan ikiye bölününce aynası oluşmuş.
Getirdik salona astık. Bunda bir tuhaflık var mı? Yok. Adamların elinde birbirine benzeyen sürüyle balık fosili var. Bunları en önemlilerini müzeye koyuyorlar. Laboratuvarlara inceliyorlar. Kalanları da satıyorlar işte.
Ha 15 santim olmuş, ha 15 metre. Önemli olan konunun uzmanı bilimcilerin onay vermesi... Onlar, "Satabilirsiniz" derse mesele kalmaz.

BİZE ULAŞIN