Telefon aramasına niçin yanıt vermediğimi soranlara "Hastam vardı," dediğimde ya da "Hastanedeyim," dediğim zaman; "Geçmiş olsun, ne oldu?" diye heyecanlananlara, çoğu kez doktor olduğumu hatırlatmam gerekir. Birçok doktor için hasta, hastalık ve hastane işinin bir parçasıdır. Bu nedenle alanları tarif ederken baktığı yer başkadır. Ama doktor hasta sahibi olunca, hatta daha önemlisi hasta olunca, duyguları diğer kişilerden çok da farklı olmaz. Geçen hafta kaybettiğimiz bir meslektaşımızın hastalığa ve doktorların davranışlarına ilişkin yazdıkları internette dolaştı, yazılı basında yer buldu. Mektup daha çok kendi meslektaşlarına yazılmış ve hasta duygularını mutlaka düşünmeleri gerektiğini anlatan, verdiği son mükemmel eğitimdi. Yıllar önce oğlumu ameliyathaneye götürdüğümde, gözlemlerimi ve duygularımı, aklımdaki bilimsel verilerle birleştirerek 'Bilinmezin kapısındaki çocuk ve aile' diye bir makale yazmıştım. Geçen hafta bir ameliyat geçirdim. Uzun süredir hem ağrılar nedeni ile yaşamımı zorlaştıran hem de yürüme sorunu yaratan durumdan bir kalça protezi ameliyatı ile kurtulmam gerekiyordu. Bu yazıyı size henüz tam iyileşmeden yazıyorum. Bu sefer gözlemlerimi, duygularımı sizlerle paylaşmak istedim.

BİNA DEĞİL PERSONEL ÖNEMLİ
Çok uzun bir süredir hekimim. Ne kadar uzun olduğunu, hastanede karşılaştığım uzman olmuş, doçent olmuş hatta profesör olmak üzere olan hekimlerin tıp fakültesinde öğrencim olduklarını öğrendiğimde bir kez daha hatırladım. Hasta olunca ilk önemli şey doktor seçimiydi. Ben de öyle yaptım, bu konuda hangi hekimi seçmem gerektiğini araştırdım. Başka hastaların ve doktor arkadaşlarımın önerileri ile doktorumu buldum ve güvendim. En önemlisi buydu: Güvenmek ve inanmak. Dört yıl, bazen yılda bir kez görüşsek de, hiç yeni arayışa girmedim ve birlikte artık zamanın geldiğine karar verdik. Bu aşamada doktorum ortopedist Prof. Dr. Remzi Tüzün, sanki hiç tıp okumamışım gibi tüm ameliyatı, olabilecek sorunları, ameliyat sonrasını tek tek anlattı. Bu beni çok rahatlattı. Umarım yeniden ihtiyacım olmaz ama olursa orada olduğunu bilmek bana güven veriyor. Kalan sürede tüm bunları düşünecek hiç zamanım olmadı, çünkü yetiştirmem gereken birçok işim vardı. Başkalarına önerdiğim, oturup süreci düşünmek yerine, yaşama devam etmek gerçekten işe yarıyormuş. Ve ameliyat günü geldi. Hemen hemen tüm görevlerimi tamamlamış, hastalarımı organize etmiş bir şekilde hastaneye gittim. Uzun süredir hastane hekimliği yapmıyorum. Bu nedenle de hastanelerde kalış sürem çok kısaldı. Ama yeni hastaneler, benim okuduğum, çalıştığım hastanelere benzemiyor. Daha çok otel gibiler. Yine de bir hastaneyi şifa yeri yapan şeyin bina değil, orada çalışan hekim, hemşire ve diğer sağlık personeli olduğu gerçeği değişmemiş ve değişmeyecek. Anestezi doktorum Necati Ormancı, gülümseyen ifadesi ile operasyon öncesi ve sonrası görülen ilk yüz olmak için idealdi. Ve her sabah saat 07.00 de ilk gelen hekimim olma unvanını elinde bulunduran, öğrenciliğini geçirdiği üniversitede öğretim üyesi olmuş olmanın gururunu bir kez daha bana hatırlatan Uzm. Dr. Emre Özden. Ameliyata, ağrılara rağmen sorumluluk duymadan yatabilmekten neden hoşlanmadığımı pek anladıklarını sanmadığım, devamlı gülümseyen, sabırlı kadın-erkek hemşireler, diğer personel, hastane onlar demekti.

HASTAYA GÜVEN VERMEK ÖNEMLİ
Hasta olup yatınca, tüm bunlar bana iki önemli şeyi hatırlattı. Birincisi, hastanıza vereceğiniz güvenin ne kadar önemli olduğu. Çok bilmeniz ya da çok iyi tedavi etmenizden öte, bunu hastanıza nasıl aktarabildiğiniz ve onu ne kadar anlayabildiğiniz. Tedavi ekibinin işini yaparken, hissettirdiği olumlu duygular. Diğeri ise kendinizi iyi hissetmediğinizde yanınızda olanlar. Ama kibarlık olsun diye değil, gerçekten orada olmak istedikleri için. Gelemeseler bile seslerini, dualarını, yüreklerini bir şekilde iletebilenler. Güç vermenin, destek olmanın dışında tüm yaşamınız boyunca yaptığınız insan tercihlerinin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu hissettirenler. Tüm tedavi ekibimle birlikte, kumbaramda biriktirdiğim için gurur duyduğum herkese benimle oldukları için çok teşekkür ediyorum. Ve sabırla işe dönmemi bekleyip, benim için endişelenen, not bırakan, soran hastalarım. Birlikte sorunlarla baş etmeyi ben de özledim, kısa sürede birlikte olmak üzere sizlere de teşekkür ederim. Bu hafta yazım biraz kişisel, biraz duygusal oldu galiba. Hasta psikolojisi böyle bir şey. Ama sonuna geldim. Şimdi çok daha iyi, ağrısız ve hızlı yürüyebileceğim. Şu anda iki koltuk değneğinden birini bıraktım, tek koltuk değneği ile yürüyorum. Engelli olmayı daha iyi öğrendim. Engellilerin karşılaştıkları yok edilebilecek engelleri de. Son olarak itiraf ediyorum ki, benim yaşımda olsanız da, hasta olunca yanınızda ilk aradığınız kişi anneniz. Benimki yanımdaydı ve şanslıydım. Bu şansı hiç olmayan çocuklar için, çocuklarının hep yanlarında olabilsinler diye kadınlar için, çevrelerinde yarattığımız engelleri kaldırabileceğimiz engelliler için hep birlikte yapmamız gereken çok şey var. Ben yeniden hazırım, ya sizler?
BİZE ULAŞIN