NUR ÇİNTAY NUR ÇİNTAY

Ahlak ve psikoloji

Sanatçıların Hatay ziyaretine dair hakaretamiz sözler sarf eden Kılıçdaroğlu, üslubu için eleştirildi. Halbuki mesele sadece biçim değil. KK insan psikolojisinden de milletin ruh halinden de anlamıyor.

Ajdalı bir yazı planlıyordum. Cumhurbaşkanı Erdoğan'la Hatay'a giden sanatçılar içinde en mizah malzemesi edilen o oldu önce çünkü...
İnsana zaaflarından saldırmak kolay... Kiloyla, yaşla, bedenle, kellikle vs ilgili espri yapmak, fiziksel özelliklerden laf sokmak... Zor değil bunlar, ekstra zekâ gerektirmiyor. Evet, bazısı komik de oluyor.
Ajda Pekkan'ı bedeniyle vurabilir misiniz? Haşa. Yaştan saldırabilirsiniz ancak. En zayıf noktası o. Atlamadılar. "Ajda'yı götürmeleri yerinde olmuş; Malazgirt'te de bulunduğu için araziyi iyi tanıyor" yazanlar oldu. "Açıklama yaptı: Oldum olası askerlere zaafım var, ilk sevgilim de Osmanlı'da yeniçeriydi" diyenler...
Komik mi bunlar, kaba mı? Eğlenceli mi, acıtıcı mı? Çikolatadan da aşinası olduğumuz 'bitter' nerde başlar nerde biter, onu yazacaktım.
Ama sonra... Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu sınırı çok aştığı, işi hakarete vardırdığı konuşması geldi. Kabalıkta kat çıkmıştı.
"Ne namus kaldı ne şeref" ne demek! "Sanatçı denen vatandaş, onun yanında senin ne işin var" ne demek! "Bu rezil adamlar ve onları oraya götüren adam sen, eğer yüreğin yetiyorsa, ahlak kalmışsa..." ne demek! Ne çirkin, ne seviyesiz bir dil...

TAM BİR MORAL GEZİSİ
Kılıçdaroğlu'nun üslubu haklı olarak çok eleştiri aldı. Ama mesele sadece üsluptan ibaret değil. Esasa dair de problem büyük.
"Toplanmışlar bir grup güruh, davul, zurna, klarnet, şarkılar, türküler..." diyor. "Bir ülkenin değeri vardır. Bırakın şehidi, bulunduğunuz apartmanda bir kişi hasta veya hayatını kaybetmişse televizyonu bile açmazsınız, komşunun acı günüdür, evde yemek yapar götürürsünüz."
İyi de bu da tam bir moral gezisi. Destek seferi. Bir nevi taziye ziyareti... 'Yanınızdayız çocuklar, yalnız değilsiniz, arkanızdayız' ifadesi... 'Oooh, oh, vur patlasın, çal oynasın, haydi gülüm yandan' yapıp karşılıklı göbek atmıyor ki kimse. Birlik beraberlik ruhunu paylaşıyor, coşkuda da acıda da tek yürek olma halini gösteriyor.
Ajda Pekkan'ın çorba kaynatması, Deniz Seki'nin börek açması, Sibel Can'ın helva kavurması gerekmez ki... Oraya gitmeleri demek, cephedeki askerleri, acılı aileleri düşünüyor, umursuyor olmak demek. Kıymet vermek demek...
Kılıçdaroğlu belli ki hiç anlamıyor insan halinden, psikolojisinden. Çok ulaşılmaz görünen, gündelik hayatta yolların hiç kesişmediği ünlü birilerini yanında görmenin verdiği güçten ('Gururla selfie çekme hevesinden)... Kendisine değer verildiği duygusunun getirdiği motivasyondan... İnsan ruhundan...
Siyaset yapmaya soyunan birinde olması gereken belki de ilk/tek şey. Zerresi yok.

KÜÇÜK MUTLULUKLAR
Güneşli bir sabaha uyanmak... Eve birkaç demek papatya almak... Frezya koklamak... Çoraplardan kurtulmuş olmak... Hortumla bahçe sulamak... Vapur yolculuğu yapmak... Önümüzdeki muhtemel tatilleri programlamak... Pazara gitmek... Baharın bütün otlarıyla börek yapıp sevdiklerine yedirmek... Yüzünü güneşe verip 40 dakika kestirmek... Yalınayak çimende yürümek... Yazlıkları çıkarıp denemek... Turuncu bir günbatımı seyretmek... Kendinizi zahmetsiz ve masrafsız küçük mutluluklardan mahrum bırakmayın.

BİZE ULAŞIN