SEDA DİKER SEDA DİKER

Küçüklere korku öğretiyoruz

Kurbağa bacağı kaç eklemlidir? Dananın gözü nasıl bir yapıya sahiptir? Peki ya Malazgirt Savaşı'ndaki askerlerin adedi kaçtır? Gökyüzünde kaç çeşit bulut vardır? Bu soruların cevabını hatırlıyor musunuz? Diyelim ki hatırladınız, bugün işinize yarıyor mu? Eğer sizin de benim gibi ilkokula giden bir çocuğunuz varsa, eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirmeye başlamışsınızdır muhakkak. Kendimden biliyorum. İlkokulda okuduğum dönemde, günlerden bir gün öğretmenim beni ve yakın bir arkadaşımı seçerek ayağa kaldırmıştı. Meğerse sınıfa bir dananın gözü gelmiş. Öğretmenimiz gururla bu gözü, sınıfın en çalışkan talebelerinden olan bizlerin eline tutuşturarak kesmemizi ve incelememizi istemişti. Bu şekilde biz bir ödev hazırlayarak sınıf arkadaşlarımıza bulgularımızı sunacaktık. Benim oğlum ise, bir özel okulda okuyor. Söylenene göre Amerikan sistemi uygulanıyor. Yani her çocuğun öğrenme şekline ve zihin yapısına göre farklı şekilllerde eğitim veriliyor. Ne güzel... Ama benim oğlum ara ara okuldan eve ağlayarak geliyor. Bazı sabahlar gözleri dalgın uzaklara bakıyor. Okula gitmek istemediğini belirtiyor. Biraz soruşturduğumda tam olarak derdini anlatmak da istemiyor. Anaokuluna giderken, yani biz henüz New York'tan İstanbul'a yeni taşınmışken üç ay içinde tik edinmişti. Tam düzelttik derken, birinci sınıfta "Ben zaten hızlı okuyamıyorum, kitap okumayacağım," diye krize girdi. İkinci sınıfta arkadaşları dışladı. Üçüncü sınıfta yarışlarda kazanamıyorum, çok çelimsizim dedi. Dördüncü sınıfa geldik. Şimdi başka problemler var. Sıkıntısını ifade etmemek, sinmek gibi bir adet edindi. Anne ve babalar... Size de tanıdık geldi mi bu anlattıklarım? Amerika'da hipnoz, bilinçaltı ve insanların korkularının temizlenmesi üzerine eğitim alıp bunu uygulamaya başladığımda çok şaşırmıştım. Bazen o kadar basit görünen tekniklerle bazı duygu ve inançları eleyebiliyormuşuz ki, ta ilkokuldan bu yana bilinçaltımızda tuttuğumuz kirlilikleri aslında boşuna taşımışız. Peki öyleyse neden ta anaokulundan başlayarak minik yavrularımızın bilinçaltlarına korkuyu, mutsuzluğu, yetersizlik duygusunu ekmelerine izin veriyoruz? Dananın gözünü, kurbağanın bacağını öğreteceğimize, neden duyguları yönetmeyi, ifade etmeyi, pozitif düşünmeyi, çekim yasasını, sevgiyi, hatta Tanrı'nın da bizi ne çok sevdiğini öğretmiyoruz? Okula giden çocuklar artık anne babaların yanından çok öğretmen ve öğrencilerin arasında yaşamaya başlıyor. Öyleyse onlara toplumda her çeşit insanla nasıl başa çıkabileceklerine dair neden ders verilmiyor? Bana sorarsanız, ilkokul birinci sınıf düzeyinden başlayarak bazı bilgiler onlara verilebilir. Bakmayın boylarının ufak oluşuna. Kafalarının içinde büyük adamlar yatıyor. Neden her anne, çocuğunun duygularını nasıl negatiften pozitife çevirebileceği hakkında ders almıyor? Bu o kadar da zor bir şey değil. Biliyor musunuz? Hayatınızı yöneten asıl mekanizma duygularınız. Ve sizin hangi duygulara odaklandığınız... Gerisi hikaye. Ama henüz biz bu bilince ulaşamadık bile... Ne güzel olurdu daha ilkokul çağından evlatlarımızı bu bilgiyle güçlendirseydik. Peki ya neden RTÜK her kurala dikkat ediyor da, minicik çocuklarımızın beynini sürekli savaş, canavar, rekabet ve korku temaları olan çizgi filmlere karışmıyor? O çocuklar okula gittiğinde birbirleriyle savaşmaya, birbirlerinin zaaflarıyla alay etmeye, değiştiremeyecekleri fiziksel özellikleriyle birbirlerini acımasızca ezmeye çalışıyorlar. Fark ettiniz mi? 30 sene öncesine göre şimdiki nesil çok daha acımasız. Sevgi öğretilmedi onlara... Sadece şımartıldılar. O da talihli bir aileye doğmuşlarsa... Ve en önemlisi, dünyanın neresinden öğretim sistemi getirirseniz getirin... Takım ruhunu değil, rekabeti, dayanışmayı değil, birbirini ezmeyi, saygı duymayı değil rezilliği öğretiyoruz işte... Sınav sistemi bile bunu gerektiriyor. Haydi bunları yapıyorsunuz.. O zaman bari başa çıkmaları için duygu değişim programları koyun, onlara olumsuz duygularıyla başa çıkmayı öğretin. Aksi taktirde bizim koltuklar asla boş kalmayacak. Bir yetişkin olduğumuzda hep mutluluğu arayacağız. Hem de boşuna... Mutluluğun ve değerimizin kendi içimizde saklı olduğunu hepten unutmuş olarak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.