ATİLLA DORSAY ATİLLA DORSAY

Fransa'da işler çığrından çıkıyor

Eğitimini aldığım kültür nedeniyle Fransız medyasını yapabildiğimce izlemeye çalışır, o ülkede olup bitenlere özel bir ilgi duyarım. Bu çerçeve içinde şunu söylemeliyim: Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin o ülkede suyu hızla ısınmaktadır. Ve ilk seçimlerde gümbürtüyle gitmekle kalmayacak, Fransız yakın (ve belki uzak) tarihinin en kötü anılarla hatırlanan başkanı olacaktır. Yıllar önceki bir yazımda, onu Recep Tayyip Erdoğan'la kıyasladığımı hatırlıyorum. Çünkü birçok ortak yanları vardı: Halkın içinden gelmek, seçkinlerce hor görülmek, hiper-aktif olmak, her gün yeni bir söylem veya sloganla toplumu diken üstünde tutmak, sık sık inanca ve dinsel referanslara atıfta bulunmak. Bunların çoğu hâlâ geçerli. İkisi için de. Ama bakınız olay nerelere geldi. Erdoğan, özellikle açılımlar ve azınlık hakları konusundaki söylem ve eylemleriyle giderek daha çağdaş ve demokratik görünen bir politika izlerken, Sarkozy giderek aşırı sağa yaklaştı ve sanki yeni bir LePen oldu: Göçmenlere, Müslümanlara, Romanlara, Araplara, kısacası din, ırk ve renk açısından farklı olan tüm gruplara, tüm 'ötekilere' sanki savaş açtı. En belirgin fark da Romanlar (çingeneler) konusunda yaşanıyor. Sarkozy bu 'renkli' insanlara tam anlamıyla kan kusturuyor. Hırsızlıklarından pisliklerine çeşitli şeyleri bahane ederek kamplarını yıkıyor, onları gözaltına alıyor, sonra da kalabalık gruplar halinde ve ceplerine üç-beş kuruş koyarak asıl ülkelerine (çoğu Romanya'dan geliyor) sınırdışı ediyor. Ve Avrupa ayağa kalkıyor. Kendisini hep 'özgürlükler ülkesi' diye tanıtmış bir ülkede bu nasıl olabilir? Ve tepkiler çığ gibi büyüyor. Avrupa Birliği- Temel İnsan Hakları ve Vatandaşlık Komitesi Başkomiseri Lüksemburg'lu diplomat Viviane Redding, Fransa'yı 'Nazilerin Yahudi kıyımından beri görülmemiş bir sürgün,' uygulamakla suçluyor. Kimileriyse yeni bir Val d'Hyve'den söz ediyor: Yani savaş sırasında Fransızların kendi Yahudilerini toplama kamplarına sürmesi ve ve 75 bininin ölümüne yol açması. Basın köpürüyor, hatta hep Sarkozy yandaşı olmuş popüler Paris Match dergisinde bile aleyhte yazılar, karikatürler gırla gidiyor. Oysa biz, ayni günlerde kendi Romanlarımızı gözetiyor ve koruyoruz. Ama dikensiz gül bahçesi olur mu? Bizde de tatsız şeyler oluyor elbette. Koruduğumuzu söylediğimiz Romanlara karşı bile. Gerçi Başkan Kadir Topbaş, çiçekçilik işinin onların elinden alınmayacağı konusunda güvence verdi. Ama kimi son haberlerde, Fatih Belediyesi'nin Sulukule kamulaştırmalarında onlardan satın aldığı ev ve arazilerin, şimdi tam beş misline satışa çıktığı bilgisi veriliyor. İşte size bir büyük haksızlık, AİHM için ele alınacak yeni bir konu. Tek tesellimiz, bu kez işin içinde ırkçılığın olmaması. Ama onun yerine bir diğer büyük ve çağdaş bela var: Rant kaygısı ve kavgası. O da çirkin değil mi? Sanki kimi küçük memurlar veya seçilmişler, Erdoğan'ın tepedeki kavrayıcı ve koruyucu politikalarını sabote ediyor!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.