ATİLLA DORSAY

Zirveden suya ani düşüş

Şaşmaz mısınız? İngiltere'den ağabeyi Ridley Scott'la birlikte Hollywood'a gelip sinemanın başkentinde en önlere kurulan, yaptığı 16 filmin hemen hepsi seyirci tarafından sevilen ve birçoğu ayrıca eleştirmenleri de memnun bırakan, Ridley'le kurduğu şirket sayesinde istediği filmi yapma imkanına sahip, özel hayatında da bir yuva ve çocuklar dahil her şeye kavuşmuş 68 yaşındaki bir adamın, bir gece kendisini bir Los Angeles köprüsünden soğuk denize atmasındaki gizeme? Evet, insanoğlu elbette hep ve her zaman bir muamma, öyle de kalacak. Bu ölüm, belki özellikle sağlık sorunlarına bağlanıp biraz aydınlanacak, belki de hep ve her zaman esrarını koruyacak. Ama filmleri hep orada olacak: Bize ulaşıp, yeniden çeşitli keyifler vaat eden... Öyleyse kısaca onlara bakalım. Ülkesinde bol 'clip', birkaç kısa film ve de bir TV dizisi (Henry James Öyküleri) çeken 1944 doğumlu Tony Scott, kendisinden yedi yaş büyük Ridley'in 1977'de The Duellists- Düellocular filmiyle geçtiği yönetmenliğe, 1983'de The Hunger- Açlık filmiyle başladı. Bu şık ve zarif vampir öyküsü, Catherine Deneuve'ün oynadığı ölümsüz vampirin sevgilileriyle taze kana kavuşmasını olağanüstü bir zarafetle anlatan, türün ayrıksı zirvelerinden biriydi. Sevgililerinse David Bowie'den Susan Sarandon'a çeşitliliği, ancak Avrupa sinemasında yapılabilecek bir gözüpek yaklaşımdı ve filmi bir kült nesneye dönüştürdü. Ardından hemen Hollywood geldi: Tıpkı Ridley gibi... Orada da bu kez Amerikan pilotlarının yetişmesini anlatan romantik ve hamasi gençlik filmi Top Gun... O da bir kült olmakta gecikmedi. Sonraki filmler hep başarılıydı, ama pek kült olamadılar. Sosyete Polisi- 2, yine Tom Cruise'u bulduğu yarış filmi Days of Thunder- Yıldırım Günleri, bir Tarantino senaryosunu yöneten ve geleceğin yönetmen Tarantino'sunu aratmayan True RomanceÇılgın Romantik (Bakın, işte o da kültfilm statüsüne erişti!)... Hemen sonrasında, katıksız aksiyon filmleri dönemi başladı. Denzel Washington'la çektiği Crimson Tide- Denizde İsyan'dan (1995) itibaren... Onunla çok sık işbirliği yapacaktı: Man on Fire- Gazap Ateşi, Deja Vu, The Taking of Pelham 123- Metrodan Kaçış, en son da benim gerçek bir aksiyon zirvesi diye nitelediğim Unstoppable- Durdurulamaz...

YENİ PROJELERE HAZIRLANIYORDU
Ama başka oyuncularla da çalıştı. The Fan- Fanatik'de Robert de Niro, Enemy of the State- Devlet Düşmanı'nda Gene Hackman ve Will Smith, Domino'da Mickey Rourke ve Keira Knightley... Ama belki en ilginci Spy Game- Casus Oyunu sayılabilir. Robert Redford ve Brad Pitt'li bu film, bence parlak bir casusluk gerilimi olduğu kadar, ancak son sahnesiyle görkemli bir aşk filmi de olduğunu ele veren karmaşık ve usta işi bir yapımdı. Ve yeni projelerin eşiğinde olduğu söylenip bilinen yönetmen, geçen pazar akşamı, ünlü Vincent Thomas köprüsünden atlayarak hayatına son verdi. Ne denir? En son söyleyeceğimi baştan söyledim: İnsanoğlu bir muammadır, hepimizin ruhunda fırtınalar esmektedir ve her birey çözülmesi zor bir bilmecedir. Çok yakın zamanda, yakın dostum turizmci ve yazar Kemal Suman'ı aynı biçimde yitirdiğim için, bu olay beni daha da sarstı. O dönemdeki yazıma karşılık olarak gelen bir okur mailinde, intihara karşı en iyi çarenin inanç olduğu yönünde bir görüş vardı. Bu çetrefil dini ve felsefi meselenin derinliklerine pek dalmak istemiyorum, ama bana o bile bir çözüm olarak gözükmüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN