ATİLLA DORSAY

Gözyaşlarımla alay etmeye ne hakkınız var?

Aslında hep duygusaldım galiba... Ama bu, yaşla artıyor. Ve kendimi çok müşkül durumlarda buluyorum. Bir örneğini o Yahudi Günü'nde yaşadım. Yahudi soykırımının, özellikle Polonya'daki Auschwitz toplama kampını ziyaret ettiğimden beri beni en çok etkileyen olaylardan biri olduğunu ve bunu işleyen her filmde neredeyse ağladığımı söylüyordum ki, ilk gözyaşı dalgası gelir gibi oldu. Ama bunu atlattım. Sonra konu çok sevdiğim filmlere geldi. Bunların bazılarının uluslararası eleştirmenlerin listelerine girmediğini, ama benim için çok özel olduklarını söyledim ve örnek olarak da From Here to Eternity / İnsanlar Yaşadıkça filmini verdim. O filmde sıska er Frank Sinatra'nın kaba saba çavuş Fatso (Ernest Borgnine) tarafından dövülerek öldürüldüğünü ve cenazesinde yakın arkadaşı Montgomery Clift'in trompet çaldığını anlatırken, birden elim ayağım kesildi. Ne gözyaşlarıma mani olabildim, ne de ellerimin titremesine... Sınıftakiler sağ olsunlar yardıma koştular, su getirdiler, hatta alkışlayanlar bile oldu. Ama öylesine utandım ki... Ve o günlerde sayın Bülent Arınç'ın sözlerini okudum. Bir yıl önceki bir terör şehitleri olayında onun birden akan gözyaşları, bir gensoruda sözkonusu edilmiş. Ne ayıp! Bülent Bey de benim gibi sulugözlülerden. Sık sık gözleri doluyor. Onu öyle iyi anlıyorum ki... Biz sulugözlüler birleşip haykırmalıyız: "Gözyaşlarımızla alay etmeye ne hakkınız var!" diye... Bu bir zaaf olabilir, ama bize karşı kullanmanız da tuhaf olmuyor mu?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN