REFİK DURBAŞ

Rakı haftamız da kutlandı

Rakının tarihi, insanın yeme-içme tarihidir de... Bugün, sadece 'rakı' diyoruz. Eskinin 'ayyaş'ları, 'anberiye' demiş; kimilerin gizli sözlüğünde ise adı 'cermakcur'... Cumhuriyet öncesinde 'mastika', 'sakız rakısı' adını taşırken, üzümden damıtılan anasonsuzuna 'duziko' ya da kısaca 'düz' diyenler olmuş! Adı ne olursa olsun, rakı insanlığın her döneminde tadı doyumsuz bir içki... Güzeli, insanı güzelleştiriyor; en güzel mezesi de muhabbet... Muhabbetin bir değil, 40 bin bir kapısını açıyor. Rakı içmek insanın güzelliğidir çünkü, muhabbeti güzellemektir. İçinde bulunduğumuz günler 'Dünya Rakı Haftası' idi. İstanbul'un çeşitli yerlerinde rakılar içilerek hafta kutlandı.

DEVLETİN ELİ RAKININ YAKASINDA
Yakın zamana kadar rakı Tekel'in elindeydi. Küresel kapitalizm rakıya da el attı. Rakılar gerçekten de çok güzelleşti. Cumhuriyet'in ilk yıllarında olduğu gibi çeşitli adlarla rakılar tüketicilerin damak lezzetine sunulur oldu. Fakat bir şey değişmedi. Devletin eli hâlâ rakının yakasında. Özelleştirmeden önce devlet, fırsatını buldu mu rakıya zam yapıyordu. Şimdi ise aynı şeyi, yani zammı rakıya vergi bindirerek gerçekleştirmiyor mu? Ama her nedense her zamdan sonra rakı tüketiminde inadına bir artış söz konusu. Sevgili ağabeyimiz Aydın Boysan'ın deyişiyle en bilinçli tüketiciler, rakı içicileridir çünkü. Dolaylı da dolaysız da olsa vergilerini ödemede bir eksiklik göstermezler. Rakı Haftası, bu nedenle de anlamlı ve yerinde bir kutlama biçimi. Elbet rakı söz konusu olduğu zaman çoğumuzun aklına 'Şehir Mektupçusu' Ahmet Rasim gelir. Üstadı yad ederek 'rakı' üzerine kimi anılarını tazelemek istiyorum. Ahmet Rasim'i bir gün bir ziyafete çağırırlar, üstat bakar ki, sofrada içkiden eser yok. Çaresiz masaya oturur. Önce balık gelir masaya... Üstat, "Aman bana bir kadeh; ben rakı ile balığı pek severim," der. Arkasından ekşili köfte gelir. Üstat bu kez: "Aman bir kadeh rakı daha. Köfte ile bayılırım." Derken dolma gelir. Üstat, dolma ile de bir kadeh yuvarlar. Sonunda ev sahibi dayanamayıp "Kuzum," der, "siz rakıyı hangi şey ile içmezsiniz?" Ahmet Rasim'in cevabı: "Su ile..." Ahmet Rasim, fazla içki düşkünü olmadığını şu anısını aktararak anlatırmış: "Bana çok içer, denildiğini bilirim. Fakat bu, çok yanlış bir kanıdır. Beni hiç kimse şimdiye kadar sarhoş görmemiştir. Abdülhamit zamanında bana bir hafiye musallat olmuştu. Sürekli beni izliyordu. Bir meyhaneye kapağı attım. Sabahtan akşama kadar, her gün o meyhanede oturuyordum. Önüme bir kadeh rakı kor, su ile doldururdum. Beni izleyen hafiye gelir, kapıyı aralık eder, bir adam arıyormuş gibi içeriye bakardı. Beni de rakı içiyor sanırdı. Tekrar dolaşır, bir-iki saat sonra gelir, beni yine aynı durumda görürdü. Sonunda benim gece-gündüz rakıdan baş kaldırmaz bir ayyaş olduğuma inandı. Yıldız'a da o yolda jurnal verdi. Benim sarhoşluğum, ayyaşlığım işte bu yüzden birtakım söylentilere neden olmuştur." Öleceği gece Ahmet Rasim'e içki vermeyen oğlu, yandaki odada kadehleri yuvarlıyordur. Üstat, bunu haber alınca, "Oğlum," der, "mızıkçılık ediyorsun." Bu olaydan yarım saat kadar sonra üstat hayata elveda deyince, oğlu odaya girecek ve babasının üzerine kapanarak, "Babacığım," diyecektir, "asıl mızıkçılığı şimdi sen yaptın!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.