SAMİ TOSUN

Medya ikoncanları ve hormonlu gençlik

Kusura bakmayın kıymetli okur, bu hafta kendimi tuhaf taciz hikâyelerinin anlatıldığı İskandinav polisiyelerindeki tacize uğrayan yardımcı erkek karakterlerden biri gibi hissediyorum ve sizi neşelendirme vazifemi ne kadar ifa edebileceğimi bilemiyorum... Sokaklar malum, siyaset malum... Öte yandan, medyada asap bozucu bir neşe var. Bu vesileyle, Ertuğrul Özkök'ün muazzam öngörüsüne bir kez daha hayran kaldığımı belirtmek isterim. Ne demişti Ertuğrul Bey kısa süre evvel yeni tür gazeteciliği tarif ederken? "Öyle oturup fikir yazıları yazma, ahkâm kesme devirleri bitti artık. Okunmaya değer bir farklılık yaratanlar kalacak." İşte olay budur! Milliyet de, farklılık yaratacak bir yazara, bugüne dek 'ikoncan' diye anılıp magazin sayfalarını süsleyen - vücuduyla- Eda Taşpınar'a köşe verdi. Eda Hanım'ın kaleminden bir şey damlıyor ama henüz o damlayan şeyi çözemedim. Zaten işin sırrı burada. Sezemediğimiz, ancak adli tıp marifetiyle anlaşılabilecek bir cazibe var yazıda. Şöyle ki: "Bu hafta Göcek'teydim. Murat Kaptan ve dünya şekeri eşi Deniz'in katamaranı Toro'da. Rüya gibi iki gündü, bebekler gibi baktılar bana. Her yeri çabucak tüketmeyi başarmamıza rağmen bu güzel koyların bakir kalabilmesinin sebebi rahmetli Özal'mış. Politikayla hiç aram yoktur ve tabii ki bunu da Murat Kaptan'dan öğrendim. Söylediğine göre Özal, yıllar önce çıktığı bir tekne seyahatinde koylarda planlama aşamasında üç-dört otelin olduğunu öğrenince, bu bölgeyi koruma altına aldırmış. "Yattığı mekân, cennet olsun," denir di mi?.." Di... Bakın, Eda Hanım'ın da, aynen benim durumumda olduğu gibi, politikayla hiç arası yok. İşte yeni tip yazar! Kaptan anlatıyor, o yazıyor. Kompozisyon da süper! Elif Şafak gibi, giriş-gelişme-sonuç şablonunu tam manasıyla oturtuyor. Selahattin Duman istediği kadar kafa yapsın, biz yeni tür gazeteciliğin 'can' eki atılmış 'ikon'ları olacağız. Tamam, biriyle röportaj yapılırken arkadan kafayı uzatan adam gibi gözüktüm şimdi ama olmak istediğim gazeteci modeli tam da budur...

NEDEN İNCİ SÖZLÜK?
E, diyeceksiniz ki, "Sanki bu model köşeci eksikti de, Eda Hanım'a ihtiyaç vardı..." Siz de haklısınız kıymetli okur. Misal, son dönem paramiliter özellikler arz ettiği söylenen sinema yazarımız Ömür Gedik, 'Twitter' sayfasından hepimize mini bir anket yaptırdı. Şöyle yazıyordu şahsına münhasır 'mini anket' sorusunu: "Sanal ortamda CHP ağırlığı var dediler. Doğru mu? Kimin oyu CHP'ye kiminki AK Parti'ye?" İşte budur! Vizyonuna güvenip de sinema bileti aldığımız Ömür Hanım, önümüzde bir referandum değil de, partiler arası bir oylama olduğunu zannediyor! Kendisini İnci Sözlük gençliğine mi emanet etsem, ne yapsam? Hatta ben emanet etsem, İnci Sözlük gençliği bunu ne şekil ele alır? Sorular uzar, gider... Neden İnci Sözlük? E, bu sözlüğe artık hangi kardeşlerimiz kayıtlıysa, affedersiniz eşekarısı gibi, anketlere, canlı yayınlara, şuna, buna saldırıyorlar. Samanyolu Haber'in sitesindeki referandum anketine saldırıp, yüzde 97 'Hayır' oyu çıkarmaları anlaşılabilir de, AK Parti resmi sitesindeki anketten çıkardıkları yüzde 92 'Hayır' oyu, hangi dalgınlığa geldi, onu anlayamadım. Bundan sonra bilişimciler, el mahkûm İnci'yi takip edecek... Peki bu hormonlu-muhalif-agresif gençlik nereden ve nasıl çıktı? Tabii şimdi bu soruya kendi üsluplarıyla yanıt verseydik, cevap çok basit olurdu ama hakiki cevap için ciddi sosyolojik araştırmalara ihtiyaç var. Yine de şunu söyleyeyim, Murat Bardakçı'yla kılıç çarpıştırırken, ki evveliyatında da benzer hadiseler vardır, canlı canlı küfürler savuran Pelin Batu, en azından fahri İnci Sözlük üyesidir. O canlı yayınlara nereden ve nasıl çıktıysa, İnci Sözlük de oradan ve o şekilde çıkmıştır...

KENDİ DEVLETİMİ KURACAĞIM
Şimdi başa dönüp vaziyeti toparlayalım... Siyasetin durumu belli, sokakların durumu belli... Medyaya köşe yazarı alımı yapılıyor, Eda Taşpınar seçiliyor, kaptana sorup yazmaya başlıyor. Sinema dışında savunma sanayi gibi mevzular hakkında da yazan bir başka köşe yazarımız Ömür Gedik, referandumu partiler arası bir oylama zannediyor. Tarih mevzuunda ciddi ciddi canlı yayınlar yapan Pelin Batu, ekranda küffara kılıç savurur gibi küfürler fırlatıyor... Pardon, kim soruyordu 'post-modernizm'i? Aha, budur işte! Neyse efendim, bir süredir evden dışarı çıkmıyorum. Biraz cesaretimi toplarsam, Avustralya'daki bir apartman dairesinde kendi devletini kuran, üzerinde kendi resminin bulunduğu para bile bastıran George Cruickshank'ı taklit edip kendi devletimi kuracağım. Gerçi üzerinde benim resmim bulunan para bir haftada üç kere devalüe olur, ama para paradır. En iyisi, ben üzerinde resmim bulunan inciler bastırayım, gerisi Allah kerim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN