SAMİ TOSUN

Köprü, kitap, Sarıgül, Morgül...

"Bu memleket Yılmaz Morgül'ü göz ardı ederek muasır medeniyet seviyesine ulaşamaz, baş tacı etmeden şuradan şuraya gidemez!"

Kıymetli okur, geçen hafta sonu düzenlenen Avrasya Maratonu'nda, köprünün ortasındaki bariyerlere oturup rüzgara karşı kitap okuyan arkadaşlar var ya, işte o arkadaşlar bütün hafta boyunca beni benden aldı! Bilmeyenler için hemen kısa izahatta bulunayım: Dört-beş arkadaş karar vermişler, senede bir gün Avrasya Maratonu münasebetiyle yayalara açılan Boğaz Köprüsü'nde kitap okuma etkinliği düzenlemişler. Arkadaşların sözcüsü, "Her yerde kitap okunabileceğini göstermek istedik," diye açıklama yapıyordu kameralara. Kitap okuma konusunda 'farkındalık yaratmak' istiyorlarmış.
Efendim, 'farkındalık' lafını duyduğum vakit, derhal o lafı eden kişiye saldırmak istiyorum. Bırakın 'farkındalık' kısmını falan, 'fark yaratmak' lafını cümle içinde kullananlara bile girişesim geliyor.
Korkak tabiatlı bir kimse olmasam, sırf bu obsesif vaziyetim sebebiyle şimdiye kadar pek çok hadiseye karışmış olacaktım... El alem maraton koşacağım diye şortunu, eşofmanını giysin, siz bariyerlere tüneyip, elinizde kitaplarla 'farkındalık' yaratın!
Sosyal sorumluluk, aksiyon ve misyon adamı olmak bu mu şimdi?! Hayır, bir de o kameralara 'demeç' verirkenki 'kitap okuru özel insan' halleri yok mu?
Bari iki kilometre falan koşsaydınız, elinize birer Git Kendini Çok Sevdirmeden kitabı alıp okuyarak da, fark yaratsaydınız! 'Farkındalık' nasıl yaratılır, biliyor musunuz? Bir ahbabım otobüste kitap okuyormuş, yanına adamın teki oturmuş, bir süre sonra, "Şimdi siz bu kitapları okuyorsunuz da n'oluyor?" diye sormuş. Arkadaşım gözlüklerini düzeltip adama dönmüş, "Mercimek kafalı mısın sen?!" diye karşılık vermiş, bir daha konuşmamışlar.
Adam kitap okuma konusunda olmasa bile, bir laf daha etse dayak yiyeceği konusunda bir 'farkındalık' geliştirmiş anlaşılan ki, yolculuk sükut içinde nihayetlenmiş.
Köprüde bariyerlere tüneyip 'farkındalık' oluşturmaya çalışan arkadaşların hakkını yemeyelim. Tek tuhaf topluluk onlar değil. Halkımız Avrasya Maratonu bahanesiyle topluca köprüye tırmanıp orada her türlü acayipliği yapıyor. Satranç müsabakası düzenleyenler, o rüzgarda her nasıl beceriyorlarsa iskambil oynayanlar, köprüde öylece dolananlar, paten kayanlar, fotoğraf çektirenler, davul çalanlar, birbirine evlilik teklif edenler, 25. evlilik yıldönümünü dans ederek kutlayanlar falan. Hepsi var... Benim bu seneki favorilerim, ailecek 'köprü üzerinde kahvaltı' fantezisini gerçekleştirenler ve tabii ki Mehter Takımı'ydı. Hakikaten, ne işi var Mehter Takımı'nın orada?! Elin Kenyalısı maratonu bitirmiş, sen hâlâ iki ileri bir geri, köprüyü geçemedin!

SAYIN SIRITAN PORSELEN DİŞLER
Yine de beni bir hüzün aldı o gün. Gözlerim hep Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ü ve bana nedense ayrı bir şahsiyet gibi gelen porselen dişlerini aradı. Yani, en olur olmaz yerde bile karşımıza çıkan Sayın Sarıgül ve Sayın Sırıtan Porselen Dişler neden o gün köprünün üzerinde değildi? Şimdi, efendim, ne zaman Sayın Sarıgül konusu açılsa, derhal Yılmaz Morgül geliyor aklıma. Yani Sayın Morgül adeta zihnimde Sayın Sarıgül'ün 'bonus'u gibi bir şey. Ne bileyim, belki Sayın Morgül de bakımlı bembeyaz dişlere sahip olduğundandır...
Ne olursa olsun, bu memleket Sayın Morgül'ü göz ardı ederek muasır medeniyet seviyesine ulaşamaz. Twitter'da "Çelişik mistifikasyonların birleştiği gelgitlerin betimlemesiyim," diye hakikaten çok üst düzey bir laf yazdıktan hemen sonra, "Bu sabah kendimi keçi tereyağı gibi hissediyorum. Çok tatlıyım, çok!" diyebilen bir insanı bu toplum baş tacı etmeden şuradan şuraya gidemez!
Bırakın kitabı falan bir kenara.
Önünüzde kitap gibi adam duruyor!
Farkına varın!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN