ATİLLA DORSAY ATİLLA DORSAY

Son günlerin sinema tartışmaları

Mevsim hareketlendikçe sinema üzerine tartışmalar da alevleniyor. Hele ilgi gören, kitleye seslenen iddialı yapımlar ortaya çıktıkça...
New York'da Beş Minare örneğin... Film üç milyon seyirciyi aştı, dört milyona doğru gidiyor. Ne iyi!... Bir Türk filminin, hele o sırf ticari başarıyı amaçlayan sulu-zırtlak komedilerden biri olmayıp, ülkenin ve çağın birçok önemli sorununa değinmeye çalışan ciddi ve sorumluluk sahibi bir filmin bu başarıya erişmesi, kimi sevindirmez?
Gerçi filmin yapımcı ve yaratıcı takımı başarılarını basına yansıyan (yansıtılan) yemeklerde filan kutlarken, kimi cevherler yumurtlamaktan da kendilerini alamıyorlar. Özellikle de 'işte bu başarı filme yöneltilen eleştirileri boşa çıkardı' söylemi... Unutuyorlar ki, o eleştirileri yapanların en azından bir bölümü (örneğin bendeniz) ne filmin, ne de Mahsun'un 'yeminli düşmanı' olmayıp, onu aslında ilk filmlerini severek, beğenerek yüreklendirmiş, ama bu filmde kimi hatalar görüp bunu da belirtmiş yansız kişilerdir. Ve ne onların eleştirileri filme gösterilen ilgiyi siler veya azaltır, ne de filmin gişe başarısı o eleştirileri boşa çıkarır. Tersine, umuyorum ki Mahsun ve çevresindekiler o eleştirileri ciddiye alıp okur, üzerinde düşünür ve gereken dersleri çıkarırlar.
Av Mevsimi bir başka olay. Merakla beklenen, sinemamızın en iddialı ve büyük boyutlu polisiye filmi. Onu da beğenenler var, hiç beğenmeyenler var. Ama tıpkı Mahsun Kırmızıgül olayında olduğu gibi, burada da Yavuz Turgul'u tümden küçümseme, hatta silme çabaları göze çarpıyor. Sinemamıza Sultan'dan Züğürt Ağa'ya o inanılmaz senaryoları ve Muhsin Bey'den Eşkiya'ya, Gölge Oyunu'ndan Gönül Yarası'na o müthiş filmleri armağan etmiş bir sanatçıya ne büyük saygısızlık!... Kendi adıma, geçmişte birçok kez gözlemlediğim, çok açık olarak 'linç kültürü' diye niteleyip birçok yazımda eleştirdiğim bir ahlakın yeni ve taze örnekleri. Ne ayıp...
Ama işte oluyor. Allahtan herşeyin hakkını verenler de var. Örneğin yazılarını bugüne dek biraz yüzeysel bulduğum, hatta uzamış bir Polanski polemiğinde de karşı karşıya geldiğimiz Tuna Kiremitçi, film üzerine yazdığı o harikulade satırlarda, örneğin şöyle diyor: "İstisnasız her kahramanını anlamaya, kalbinin içine bakmaya çalışan bir film, Av Mevsimi. Bu yüzden, ona sadece 'polisiye' demek biraz ayıp olur". İşte bir sanatçıdan beklenen bir yaklaşım. Köşe yazarları birer eleştirmen değil. Onlardan ne bizim eleştirmen jargonumuz bekleniyor, ama ne de kahve sohbeti kıvamındaki yaklaşımlar. Belki en çok, bir filme biraz sevgiyle, sempatiyle, iyi niyetle yaklaşmaları bekleniyor.
Öte yandan, Cengiz Semercioğlu da filmi övüp başlıkta "10 Üzerinden 7" verenlerden. Fena not değil!... Radikal'in genç yazarı Ezgi Başaran ise (hayır, Av Mevsimi'nde öldürülmüş olan Pamuk'a öteki dünyadan gelen sesini veren Ezgi Başaran değil: o bir başkası!) şöyle diyor: "Yavuz Turgul'un medyadaki düşmanlarının Cem Yılmaz'ınkilerden sayıca fazla olduğunu anladım!" Anlaşılan genç bir yazar da, bizdeki başarıya endeksli o linç kültürünü farketmiş. Ne ilginç!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.