ATİLLA DORSAY

New York'un ciğerleri, İstanbul'un ciğerleri

Türkiye'nin her zamanki haber yoğunluğuyla geçen bayram haftasının benim için en özel ve önemli bir haberini, sadece SABAH'ta gördüm. Başlığı şuydu: New York'un Ciğerlerine Rekor Bağış. Haberde, 'her yıl 25 milyon ziyaretçiye hizmet veren, filmlere ve dizilere de mekân olan ünlü Central Park'ı gözeten kuruldaki milyarder üye John Paulson'un parka 100 milyon dolar bağışta bulunduğu' bildiriliyordu. Paulson, 'parkın çocukluğundan itibaren hayatının bir parçası olduğunu' belirtmiş. Kurula geçen haziranda seçilmiş. Ve bu cömert bağışla, kurul rahat bir nefes almış.
Central Park'ı hepimiz biliriz. Ama sırf bu park için özel bir koruma kurulu olduğunu bilir miydiniz? Adı Central Park Conservancy olan kurul, bir vakıf statüsünde. Parkın yıllık 38 milyon dolar olan bütçesinin % 84'ünü sağlıyor. New York belediyesiyle anlaşmalı olarak çalışıyor ve belediye başkanı (şimdi Michael Bloomberg), bilim adamları ve zenginlerin yanı sıra bir üye sadece... Peki, bu büyük para nereye gidecek? Acaba orada da bir Amerikan TOKİ'si var da, bir bölümünde alışveriş, turizm ve lüks konut mu tasarlıyor? Gelirinin bir bölümünü parkın korunmasına adama vaadiyle?
Central Park 1857'de açılmış. Yaklaşık 3.5 kilometre karelik, yoğun ağaçlı bir yeşil vaha. Gökdelenlere boğulmuş megapolün en büyük nefes alma alanı. O günden beri içine on metre karelik bile beton dökülmemiş, ağaçları hep korunmuş, kötü budanıp kesilmemiş, New York'lular için bir tür kutsal mekân: doğayla teması korudukları, içinde saatlerce yürüyüp koştukları, belki ilk flörtleriyle randevulaştıkları... Kahredici bir yaşam temposu ve modern bireyin kaderi olan bitmeyen bir stresten kurtulma şansı bulup, insanlıklarına tekrar döndükleri bir yer. Hiç gözden çıkarırlar mı?
Peki ama İstanbullular (veya Ankaralı, Antalyalı veya Gaziantepliler) ayni imkânı hak etmiyorlar mı? Demin TOKİ'nin adını alaylı biçimde andım. Ama aslında bayramın bir diğer önemli haberindeki mucizeyi gerçekleştiren, Van'da yepyeni bir siteyi 11 ayda bitirip depremzedelere sunan da o değil mi? TOKİ, yani tam adıyla T. C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Türkiye'nin son dönemdeki ilginç bir kurumu. Kimi Batı ülkelerinin örnek alıp taklide çalıştıkları kurumun tarihi 1984'e dek iniyor. Ama bugünkü biçimini 2003'teki yasa değişikliğiyle alıyor. Yetki ve imkânları çok artıyor. Ve gerçekten büyüyen Türkiye'nin konut sorununda dev adımlar atıyor.
TOKİ'nin önemi, çok büyük bir rantın var olduğu bir alanda, konut ihtiyacını karşılamakla kamu yararını gözeten çağdaş bir şehirciliği telif etme gücüne ve şansına sahip olması. Ama işte, orada gerçekten çağdaş bir bakış gerekiyor. Ki o da her zaman gözükmüyor. Konut ihtiyacı ve bunun için gereken rant getiren projeler kadar, doğayı ve tarihi kimliği koruma da dikkate alınmalı. O zaman da Ali Sami Yen arazisinden imara açılan Ataköy sahiline, Taksim parkından Çamlıca tepesine birçok proje, doğrusu korumacılara kâbus gibi geliyor.
Unutmayın: NewYork da en az İstanbul kadar rant getiren bir megapol. Ve Amerikan kapitalistleri dünyanın en açgözlüleri. Seçimleri etkileyecek kadar güçleri var üstelik... Buna karşın Central Park böylesine, tek ağacına dek korunuyorsa, bundan alınacak dersler yok mu? Belki bizim de yapmamız gereken, işin kaymağını yiyen ünlü müteahhitleri de içine alarak, özel koruma kurulları oluşturmak... Ne dersiniz?
Not: Cumartesi ekinde sinema sayfamdaki Bulut Atlası filmi eleştirimde şöyle bir cümle çıktı: "Eğer zekânızı, buyrun!" Bunun bir cümle olmadığı öylesine açık ki... Hadi benim bilgisayarım bir oyun oynadı, editör arkadaş da mı fark etmedi? Aslı şöyle olacaktı: "Eğer zekânızı ve sabrınızı sınamak ve bir film boyunca bir dizi bulmacayı inatla çözmek istiyorsanız, buyrun!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN