Sokrates antik dönemin, en değerli filozofuydu. (M.Ö 470-M.Ö 399) Felsefenin, belki onunla başladığı söylenemez. Ama onunla birlikte, insanlık tarihinde felsefe için, çok dev, kalıcı adımlar atıldı.
Günümüzden asırlar önce "Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan, önce kendisinden başlamalıdır" diyen Sokrates, hep bir ufkun peşinden koşmuş.

***
Sokrates, insanlığın büyük bir utançla 'ömür - özür' 'borçlu olduğu' filozof; çünkü iz bırakacak şekilde, haksız yere yargılanmıştı. Yargılanması sıradan bahanelere dayanıyordu. Esas neden düşüncelerinin döneme fazla uymaması, sistemle her anlamda çelişmesiydi. Sokrates sonunda, baldıran zehiri içirilerek ölüme mahkum edilen ve bu cezanın uygulandığı bir filozof olarak tarihe geçti... Düşünün, yaşadıklarını bile gülümseyerek kabullenen Sokrates, haklılık-haksızlık kavramlarını bile, ölümü üzerinden sorgulayan bir yerde durmuştu asırlar önce...
***
Sokrates günümüzde bile hukuk insanları tarafından örnek gösterilen o ünlü savunmasında, dönemin yargıçlarıyla belki de incelikle dalga geçiyor; "Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan iyidir" diyebiliyordu.
Yani Sokrates, "Haksızlık yapmak, haksızlığa uğramaktan daha acıdır" cümlesini kurabilecek kadar, erdemin peşinden koşmuştu...
Sokrates'in yaşamına ilişkin; Halikarnas Balıkçısı ile Azra Erhat'ın çevirileri eşliğinde, öğrencisi filozof Eflatun'un anlatımıyla, günümüze kadar ulaşan tüm yazılı belgeler dışında; efsaneleşmiş ve ona yakıştırılan anlatılar da, hala dillerde dolaşır.
***
Sokrates yaşamı boyunca "Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez" ve "Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir" anlayışını, kendisine klavuz edinmişti.
"Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da, başı boştur" diyerek, bizleri asırlar sonra da gülümseten Sokrates ile ilgili kulaktan kulağa, binlerce yıl sonrasına bile ulaşan, efsaneleşmiş anlatılarından bazıları şöyle:
***
İdam edilmeden önce karısı Xanthippe:
-Ama sen suçsuzsun, (suçsuz yere idam ediliyorsun), der.
Sokrates yanıtlar:
-Ah be kadınım, yoksa 'suçluolarak'mı idam edilseydim!

***
Öğrencilerini sürekli soru cevap yöntemiyle eğiten Sokrates sormuş:
-İnsan nedir?
Agoradaki gönüllü öğrencileri:
-Onu bilmeyecek ne var, iki ayaklı, tüysüz bir yaratık işte, demişler.
Ertesi gün, pazar yerine tüyleri yolunmuş bir horozla gelen Sokrates, canlı hayvanı göstererek sorusunu yinelemiş:
-Yani böyle bir şey midir, sizin insan dediğiniz?

***
Sokrates bir gün, dar patikada ilerlerken, karşısına dönemin soylularından biri çıkmış.
Yol ise ancak birinin geçebileceği kadar genişmiş.
Birinin diğerine yol vermesi lazım iken, soylu:
"Ben senin gibi bir zavallıya yol vermem" demiş.
Sokrates'in cevabı ise ders verici olmuş:
"Merak etme, ben veririm"

***
Sokrates, bir gün eve geç gelmiş.
Karısı da, sürekli bunun nedenini soruyormuş.
Konuşmuş, bağırmış, çağırmış.
Sokrates hiçbir tepki vermeyip, önüne bakmaya devam etmiş.
Bunun üzerine, karısı bir kova suyu Sokrates'in kafasına boşaltmış.
Sokrates ise gayet sakin şu cevabı vermiş:
Bu kadar gök gürültüsünden sonra, bu yağmuru bekliyordum...
***
İşte günümüzün bazen insanı boğan kısırlığıyla, Sokrates'in anlatılarının bile gülümseten derinliği arasında, sıkışıp kalmış bir gün daha... Anlamak, algılamak, aramak, düşünmek; tüm kısırlıklara rağmen, güzeldir yine de! İyi pazarlar efendim...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları