ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)

İzmir milletvekilsizliği

İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nin organizasyonu ile Adalet Bakanlığı'ndan izin alınmış, bir grup meslektaşımızla birlikte, tutuklu gazetecileri ziyaret etmek üzere, geçtiğimiz ay Silivri'ye gitmiştik. Hüzün veren, buğulu, insanın içini acıtan bir Silivri ziyaretiydi.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel ve diğer meslektaşlarımızla, aralarında Mustafa Balbay, Nedim Şener, Ahmet Şık'ın bulunduğu gazetecileri, izin verilen sayıda, görebilmiştik.
Ziyaret ettiklerimizden Nedim Şener ve Ahmet Şık, birkaç gün önce tahliye oldu.
Eğer farkettiyseniz, onların tahliyeleri tüm kamuoyunu ve vicdanı olan herkesi sevindirdi, rahatlattı.

ORTAMI YUMUŞATTI

Hatta bu gelişme, 'bazı sert sayılabilecek duygusal açıklamalar' dışında, Türkiye'nin gergin ortamının, en azından birazcık da olsa yumuşamasına, insanileşmesine, rahatlamasına vesile oldu. Soluk alındı.
Gelelim Balbay'a. Mustafa Balbay'ın durumu daha da farklı. Daha özgün.
Birincisi, Mustafa Balbay tutuklulukta artık üçüncü yılını tamamladı. Tam üç yıldır, eşinden, çocuklarından, ailesinden, yakınlarından, dostlarından ayrı; duvarların ardında tutuklu bir hayat sürdürüyor Balbay. Kocaman üç yıldır... İkincisi, aynı Balbay uzun süredir halkın oylarıyla seçilmiş bir İzmir Milletvekili konumunda. Yani ortada, önce insan vicdanını çok ciddi zedeleyen, kanatan; ardından hukukun üstünlüğü ilkesini tamamen karartan, çok farklı bir durum var. Ayrıca konunun en trajik yanı şu: Balbay'ın yattığı üç yıllık süre, infaz sistemimize göre, neredeyse 10 yıllık cezaya karşılık geliyor.
Balbay'ın fikirlerine, olaylara yaklaşımına, katılıp katılmamanız hiç önemli değil.
Hakikatin kendisi; halkın oylarıyla seçilmiş, parlamentoda olması gereken bir milletvekilinin, cezaevinde olması, üstelik demir parmaklıkların ardında tam üç seneyi doldurmasıdır.
Önce işin bu yönüne bakmak gerekir.
Öncelikle bu hakikatin üzerinde durmak gerekir.

OYLAR DA TUTUKLU

Unutmamalıyız; bu konumda, İzmir Milletvekili, tutuklu Mustafa Balbay'a atılan oylar da tutuklanmış oluyor. Böyle bir tablo, seçilmiş bir insanın hapishanede tutulması, bu ülkede hukuka olan güveni, inancı zedeler. Bunun üzerine düşünmek gerekir. Böyle bir adalet anlayışı, toplumun kendi adaletini sarsar.
Vicdanlı olan herkes, bu somut durumun farkında. Örneğin geçtiğimiz aylarda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, doğru bir yaklaşımla şunları söylemişti:
"...gazeteci milletvekili arkadaşımız var içeride. Her zaman söylüyorum, milletvekilinin yeri parlamentodur. İçerideyken seçilmiş olması onun derhal tahliye edilmesini gerektirir. Bunun lamı cimi yok. Sevdiğim için, beğendiğim için, aynı partiden olduğum için söylemiyorum. Milletin oy vererek parlamentoya gönderdiği insanı, hiçbir sebeple içeride tutmaya hakkınız yok."
Şurası bir gerçek ki bu tablo, artık Türkiye için yüz kızartıcı bir noktaya ulaştı.
Bu konuda mağduriyetin ortadan kaldırılması için, hızla yasal bir düzenlemeye gidilmeli. Başta Balbay'ın milletvekili seçildiği CHP olmak üzere, tüm siyasi partiler üzerlerine düşen görevi yerine getirmeli.

GÖREV MECLİSİN
Çünkü Balbay'ın tutukluluğu ağır bir cezaya dönüştüğü gibi, şu anda parlementoda olması gereken biri, demir parmaklıkların ardında. Mustafa Balbay'ın konumundaki 'adalet' zemini, 'tutuklamanın' tedbir özelliğinden farklılaşarak, 'cezalandırma'ya dönüştüğü bir örnek. Ayrıca Balbay'ın hala tutuklu kalması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da aykırı. Balbay'ın tutukluluk halinin sürdürülmesiyle, 'seçme ve seçilme hakkı'nın ihlali gerçekleştiriliyor.
Gelinen noktada, Meclis'e düşen temel bir görev var. Yasama organı bir çare bulmalıdır. Bu tablo hukuk devleti ile bağdaşmıyor.

BİZE ULAŞIN