ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)

Hayat notları: İhtiyaç piramiti

Psikolojinin büyük isimlerinden Abraham Maslow (1908-1970) "Temel ihtiyaçlarından biri bile tatmin edilmemiş bir kişi, vitamin ve mineral yoksunu kalmış gibi hastadır" demiş.
Maslow'a katılır mısınız, bilmem. Ama bir yanıyla çok haklı. Örneğin 'emniyet ihtiyacını' (iş, kaynak, sağlık vb) karşılayamamış insan, doğaldır, yanı başında dolaşan 'dev bir kaygıyla' yaşar.
***

Ne bileyim, Maslow'un deyişiyle 'fizyolojik ihtiyaçları' (besin, su, cinsellik, denge, vb) giderilmemiş insan, hep, koşulsuz kendisiyle kavgalıdır. Derinlerde bir yerde, kendisini teslim alan mutsuz ruh halinin acısını, başkalarından çıkarmaya çalışır. Nevrotik, acı bir kaygı ağacının gölgesinde, artık tek derdi kendisiyle, başkalarıyla birlikte, hayatla da sürekli kavga etmektir.
***

En önemlisi yine Abraham'ın nitelemesiyle, bir insanın 'ait olma, sevgi, sevecenlik ihtiyaçları' (aile, eş, arkadaşlık, dostluk vb) giderilmemişse; sevginin büyük kucaklanışı, şefkatin tatlı huzuru, paylaşmanın güzelliği, o insanın çok uzağına düşer. Sevgisiz bir insan, ne kendisini, ne başkalarını sevebilir. Ne yazık, bunun farkında da değildir üstelik. Kurumuş dal gibidir.
***

Maslow'un 'ihtiyaçlar piramiti'nde en önemlilerinden biri 'saygınlık ihtiyacı'dır. (Yani -kendine saygı, güven, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı- vb) İnsan 'saygı'yı arayan bir varlık. Ama 'saygı', ancak sahici olursa karşılığını bulur. Davranışlarınız 'saygın' olmadan, 'saygı' üretemezsiniz. Bu nedenle her insanda, 'korkulan ile' saygı duyulan' arasında, hep fark vardır.
***

Piramitin bir başka katmanı 'kendini gerçekleştirme ihtiyacı'dır (yaratıcılık, erdem, doğallık, yeteneklerini ortaya koyabilme, önyargısız olma, gerçeğin kabulü). Bu ihtiyaçları doyurulmamış insan, hep eksik kalacaktır. Ama birbirine 'diyalektik' zincirle bağlanmış bu ihtiyaçlar arasında, belki hepsini 'diğerleri ile buluşarak' bütünleyecek olan, 'kendini gerçekleştirme'dir.
***
Adına 'insan' denen karmaşık varlığa, hem kendi aynanızdan bakıp, hem de onu kendinizden uzaklaşarak izlediğinizde; ruhun sevgiye, merhamete, ne çok muhtaç olduğunu, her bireyin gizemli yaralarının, insanı hayatının her aşamasında takip ettiğini görürsünüz. Belki de bu nedenle, bu yeryüzü misafirliğinde, insanın en büyük iddiası, önce kendini adam edebilmesidir.
***
Hayat belki de Halil Cibran'ın dediği gibi; "Sevgiyle çalışmak; bir kumaşı, sevdiğiniz kişinin giymesi için dokur gibi, kalbinizden çıkardığınız ipliklerle dokumaktır. Bir evi, sevdiğiniz kişinin oturması için yapıyormuş gibi, sevgiyle ve özenle inşa etmektir. Bir meyveyi sevdiğiniz kişinin yemesi için yetiştiriyormuş gibi, tohumlarını şefkatle atmak, ürünü neşeyle toplamaktır.
Tasarladığınız her şeye, kendi ruhunuzdan bir soluk katmaktır."

***
Bu yazıyı da acaba, bir yandan 'yarının ne olacağının bilinmediği hayatta', hiçbir konuda 'büyük konuşmamayı', 'kendimizi bilmeyi', 'sevgiyi' temelimize koyarak; adı bilinmeyen Çinli bir şairden, günümüze armağan kalan dizelerle mi bitirmeli:
Bilmeyen ve bilmediğini bilen çocuktur, ona öğretin;
Bilen ve bildiğini bilmeyen uykudadır; onu uyandırın;
Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ondan sakının;
Bilen ve bildiğini bilen liderdir, onu takip edin.
BİZE ULAŞIN