FAHRETTİN ALTUN FAHRETTİN ALTUN

Suriye krizini Türkiye çözecek

Suriye başta olmak üzere bölgemizde yaşanan sorunları tek başına değerlendirmek doğru değil. Bölgemizdeki gelişmeleri küresel bağlamı içine oturtmak, küresel hegemonya mücadelesi içindeki yerini göz önünde bulundurmak durumundayız.
İçinde bulunduğumuz çağ belirsizlikler çağı olma özelliğini koruyor. ABD ciddi bir hegemonya krizi yaşıyor. Buna mukabil halen bir süpergüç olarak dünya siyasetine etki ediyor. Çin, küresel alanda egemen bir ekonomik güce dönüşmesine rağmen bu gücü siyasi alana tahvil edebilmiş değil. Bununla birlikte Çin, Pasifik havzasında ABD'nin siyasi gücünü önemli oranda kırmış durumda. Rusya giderek devleşen bir askeri güç halini alsa da ekonomik açıdan ciddi açmazlarla karşı karşıya. Buna rağmen Rusya yayılmacı bir siyaset izlemeye devam ediyor. Ortadoğu'da ve Doğu Avrupa'da Batı dünyasından alan kapmaya çalışıyor. İngiltere ve Fransa Ortadoğu'ya dönme yarışı içinde. Almanya ise Rusya'nın Avrupa üzerindeki baskısını nasıl dengeleyebileceği ve Avrupa Birliği'nin liderliğini nasıl sürdürebileceğinin derdinde. Suriye krizi bu ortamda bölgesel bir kriz olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor. Suriye hiç olmadığı kadar bu aktörlerin iktidar kavgalarının bir zeminine dönüşüyor. Mesele, Türkiye bu ortamda neden önemli? Türkiye her şeyden önce Suriye sahasının etkin güçlerinden birine dönüşmüş durumda. Hem sahada askerleriyle var. Hem istihbaratıyla var. Hem de Türkiye Suriye'nin garantör gücü konumunda. Türkiye'nin etki ettiği gruplar Suriye'nin geleceği için giderek önemli hale geliyor. Dahası Türkiye şu anda hiçbir bloğun parçası değil. Kendi ad ve hesabına hareket edebilen bir bölgesel güç. Ve elbette küresel güç olma arayışındaki bir bölgesel güç. Suriye sahasında var olmak, buradaki mücadelede etkin bir varlık göstermek Türkiye'nin sadece terörle mücadelesine katkı sunmayacak, aynı zamanda bölgesel güç olma özelliğini pekiştirecek, küresel bir güce dönüşmesini kolaylaştıracak.
Elbette Türkiye'nin dış politikadaki bütün enerjisini Suriye'ye vermesi de doğru değil. Karadeniz'de ve Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmeleri de yakından takip etmek, bu gelişmelere Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda müdahale etmek de boynumuzun borcu.
Türkiye'nin gücünü küçümseyen, "bizden bir hal olmaz" deyip gezinen, kendi toplumunu küçümseyen okumuş yazmışlar tayfası bu olan bitene ne diyor acaba?

***

Kılıçdaroğlu neden suskun?

Bu sıcak gündemde sorulacak soru değil aslında. Ama sormadan edemedim. Zira Kemal Kılıçdaroğlu fena halde sus pus. Birkaç gündür hiç ses yok.
Ortalık yangın yeriymiş, Suriye krizi derinleşiyormuş, ona ne! O kendi tütününü tüttürmenin derdinde. Bir de, ne desin Allah aşkına? Açıktan "Esed'i yedirmeyiz" dese tepki toplayacak. Esed'e laf etse kimse inanmayacak. Malum, kendisi İran ve Rusya'daki siyasetçiler dışında tüm dünyada siyasi kimliği olup da Esed'e arka çıkan nadir isimlerden. Şövenist refleksler! Öte yandan ABD'ye bir şey dese Batıcı dostları alınacak. Rusya'ya laf dokundursa Rusçular onu tefe koyacak. Tansiyonu düşürmeye çalışayım, Türkiye'nin ulusal çıkarları ekseninde sarfı kelam edeyim dese, onu da Erdoğan yapıyor.
En iyisi susmak! Hem kendisi için, hem memleketin selameti için!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN