Türkiye'nin en iyi haber sitesi
TULU GÜMÜŞTEKİN

Washington sonrası dış siyaset

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD seyahatinde, en önemli konu başlığı Suriye oldu. Bu, hem Türkiye'nin iç barışını tehdit eder hale gelen Suriye iç savaşı, hem insani mülahazalar, hem de bölgenin yeniden yapılanmasında önemli bir aşama olması itibarıyla gündemin ilk maddesi oldu.
Türkiye, bugün Suriye krizinde önemli ve büyük bir oyuncu... Açılım politikası, 1980 darbesinden bu yana bir türlü oluşturulamayan toplumsal barış için çok önemli bir adım attı. Ancak bunun yanı sıra, Suriye'nin ve diğer hasım ülkelerin Türkiye'ye karşı kullanabilecekleri çok önemli bir silahı da etkisizleştirdi. Böylelikle Ortadoğu politikasında Türkiye'nin sesi daha da güçlü çıkıyor.
Aslında, hiçbir zaman Türkiye, kimilerinin öne sürdüğü gibi "Suriye'ye ve Ortadoğu'ya karışmamak" türünde bir siyaset uygulamadı. Bölgenin siyasi ve ekonomik ağırlık merkezini tarihi olarak teşkil eden Türkiye'nin, gerek Suriye, gerek diğer bölge ülkeleriyle çok yakın ilişkileri daima var oldu. Hatay sorununda da, 1955'te de, 1997'de de, Suriye ve Türkiye Cumhuriyeti neredeyse sıcak savaşın eşiğine geldiler. 1937'de Sadabad Paktı, 1955'te Bağdat Paktı Türkiye'nin girişimleriyle kuruldu.
Türkiye ve Suriye sınırının her iki tarafında da, birbiriyle akraba olan, aynı dili ve değerleri paylaşan insan toplulukları yaşıyor. Her şey bir yana, dokuz yüz kilometrelik bir sınırın öbür tarafında bütün bir halkın katledilmesine seyirci kalmak, acaba ne kadar savunulabilir bir siyaset olurdu? Suriye konusunda hükümet, en baştan bu rejimin iflah olmayacağını anlayıp köklü değişiklik tavsiye etti. Bu tavrın çok sert olduğunu düşünenlere Suriye rejiminin iki yılda ne hale geldiğini işaret etmek yeterli olacaktır.
ABD gezisinden sonra Türkiye, ABD ve Rusya'nın uzlaşacağı bir çözümün dışında Suriye'de çıkış olmadığına kani olmuş gözüküyor. Başbakan'ın, önceleri karşı çıktığı ikinci Cenevre Konferansı yöntemi, benimsendi. Buna göre taraflar, yani iktidar ve muhalefet, bir geçiş dönemi şartlarında anlaşacaklar. Esad'ın olmadığı bir denklem oluşturulmak hedeflenecek. ABD, bölgede Rusya ile çatışarak değil anlaşarak akan kanı durdurmak istiyor. Öte yandan, Suriye'deki savaş hem Hizbullah'ın Suriye topraklarına girmesi, hem de Lübnan topraklarında yaşanan çatışmalarla Lübnan'ı da etkisi altına almaya başladı. Bir çözümün aciliyeti giderek kendini daha fazla hissettiriyor.
ABD ile Türkiye ilişkilerinde, siyasi işbirliği kadar ekonomik bütünleşmenin de önemi bu gezide iyice belli oldu. Ticaret alanında, giderek büyüyen ve dış pazarlara başarılı biçimde giren Türk özel sektörü, eğer daha uygun koşullar yaratılabilirse, ABD ile olan ekonomik bağlarımızı kısa sürede çok güçlendirebilir. Türkiye, ABD ile yapılan üst düzey görüşmelerde hem askeri güç, hem de yumuşak güç olarak bugüne kadar ulaşmadığı düzeyde bir işbirliği çerçevesi şekillendirdi.
Bu işbirliği, stratejik anlamda zaten sorunlu olmayan ABD-Türkiye ittifakını, kısa vadeli taktik girişimlerde de uyumlaştırmayı hedefliyor. Bu çok daha girift ve yoğun bir ilişkiler yumağı oluşturmayı da beraberinde getirecektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA