TULU GÜMÜŞTEKİN TULU GÜMÜŞTEKİN

Fransa ve terör

Fransa, geçtiğimiz üç gün içinde, tarihinin en karanlık, en zor dönemlerinden birini yaşadı. Önce, Mayıs 68 sonrasında Fransız toplumunda önemli bir sembol haline gelmiş olan mizah dergisi Charlie Hebdo'nun yazı işleri silahlı bir saldırıya uğradı.
Wolinski ve Cabu gibi Avrupa çizgi roman sanatında en önde gelen isimlerin de aralarında bulunduğu on iki kişi bu saldırıda hayatını kaybetti.
Yazı işleri toplantısının ortasında odaya giren iki silahlı terörist, ateş açarak büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Bu saldırı sonrası kaçan canileri, Fransız güvenlik güçleri kısa sürede teşhis etti ve büyük bir arama başladı.
Bu sırada, Paris içinde yalnız bir tetikçi, işe başlayalı ancak birkaç hafta olmuş genç bir mahalle polisini sırtından vurarak katletti.
Mahalle polisleri, Fransa'da bizim eski "bekçi" sistemine benzer. İkinci cinayeti işleyen kişi ortadan kayboldu.
Fransa'da ve dünyanın çeşitli kentlerinde, hayatını kaybeden yazarlar için düzenlenen gösterilere çok sayıda kişi katıldı, bu gösteriler, tamamen halkın kendi girişimiyle, hiçbir siyasi hareketin çağrısı olmaksızın gerçekleşti. Bütün gösterilerin ortak yönü, saldırıların terör yaratmak için yapıldığının vurgulanması, İslam dinini ve Müslümanların hedef almamasıydı.
Fransa, tarihte daima Katolik nüfusun çok önemli bir çoğunluk oluşturduğu, mezhep savaşlarının yaşandığı bir ülke oldu. Ancak tarih boyunca yaşanan acı olaylardan önemli sonuçlar çıkararak, gerek etnik ve kültürel, gerek dini farklılıkların bir potada eritildiği, önemli bir ulus/ devlet oluşturmayı başardı. Fransa ihtilalinin mirası olan "Evrensel insan ve yurttaş hakları bildirgesi" ilkeleri kadar, hoşgörü ve laiklik üzerine kurulu, başarılı bir sistem yarattı.
Avrupa'da en geniş Müslüman nüfusun yaşadığı Fransa'da (beş milyona yakın kişi) yurttaşlık, jus solis denilen "toprak hakkına" göre veriliyor. Fransız vatandaşları eşit haklara sahip ve bu aidiyetten sorun duymuyorlar.
Charlie Hebdo baskınında, olay yerine ilk ulaşan polis devriyesinde görevli memur Ahmed Merabat, hem Kuzey Afrika kökenli, hem Müslüman, hem de Charlie Hebdo'nun fikir özgürlüğünü korumak için, Fransa Cumhuriyeti adına can verdi. Bu örnek de, aslında laik Fransa Cumhuriyeti'nin temellerinin ne kadar sağlam olduğunu gösteriyor.
Fransa'da ibadet özgürlüğü, temel haklar konusunda sorun yaşamayan çok geniş Müslüman kitleler, "İslami" referanslar kullanarak dini kirleten cani terör hareketlerine herhangi bir yakınlık duymuyorlar. Bu, diğer demokratik Avrupa ülkeleri için, Büyük Britanya ve Almanya için de geçerli... Yaşanan terör olayları, sadece çok ufak ve tümüyle marjinal bir kesimin, giderek gelişen iletişim teknolojileri sayesinde kolayca örgütlenebilmesinden kaynaklanıyor.
Büyük bir "terör enternasyonali" söz konusu değil, böylesi bir örgütlenme, başta Fransa olmak üzere AB'nin güvenlik ve istihbarat örgütlerince kolaylıkla takip edilir ve engellenebilirdi. El Kaide türü terör saldırılarının en tehlikeli yönü, çok az sayıda kişiyi, iki veya üç kişilik hücreleri internet bağlantısıyla örgütlemesi, bunları da uzaktan kontrol etmeyerek çok geniş bir manevra alanı bırakması olarak özetlenebilir. Ancak Fransa'da, Charlie Hebdo saldırısı bir domino etkisi yaratarak, izole birçok teröristin ya da terör hücresinin birbiri ardından harekete geçmesini de beraberinde getirdi.
Bu saldırılar, Fransa'da ve AB'de yaşayan geniş Müslüman kitleleri, radikal terör örgütlerine yaklaştırmayacak, tam tersine bu tür cinayetleri işleyen kişiler ve anlayış, Müslüman kitlelerce reddedilecek. Ne var ki, yükselen aşırı sağ ve İslam düşmanlığı taraftarları, böylesi bir fırsattan yararlanacaklar ve zehirlerini daha fazla kusmaya başlayacaklar. Fransa demokrasisinin bu karanlık günlerinde, tüm demokrasiye inanan kişi ve kuruluşların, Fransa'nın yanında olmaları, onu açıkça ve aktif biçimde desteklemeleri, en basit tanımıyla bir insanlık görevi haline gelmiş bulunuyor.
BİZE ULAŞIN