TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Cennetten cinnete nasıl geldik?

Hayatımda bu görüntüyü bir kez daha izleyeceğimi sanmıyorum. SporMax kanalında Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen maçını anlatan spiker ve yorumcu maç sonrası perişan bir halde görüntüdeydi. Üzerlerindeki gömlekler sırılsıklam olup, vücutlarına yapışmış, saçları başları darmadağın olmuş, korkulu gözleri ve kıpkırmızı yüzleri ile kameraya bakıp, bir yandan da konuşmaya çalışıyorlardı: "Kusura bakmayın sayın seyirciler, sizlere saygısızlık etmek istemezdik. Karşınıza bu şekilde çıktığımız için üzgünüz. Ama sahaya atılan su şişelerinden biz de nasibimizi aldık ne yazık ki..." Ve maç sonundaki o utanç görüntüleri... En koyu Fenerbahçeliyi bile utandıran o vahşet, o cinnet halleri... Kel, göbekli, kırmızı tişörtlü, krem rengi pantolonlu insan müsveddesi sahaya atlamış, Efes Pilsenli basketbolcu Kaya'yı yumruklamaya çalışıyor... Ardına takılanlar da Efeslilerin peşinde... Tekmeler, yumruklar havada uçuşuyor. Kendini bilmezler ellerine ne geçtiyse sahaya fırlatıyorlar. Neymiş? Efes Pilsen, Fenerbahçe Ülker'i yenerek şampiyon olmuş... Fenerbahçeli basketbolcular bile "Bizden iyiydiler, hak ettiler. Bizi, ikisi kendi sahamızda olmak üzere 4 kez üst üste yenmeyi başardılar. Kendilerini tebrik ediyoruz" diyorlardı. Ama o sırada yenilgiyi hazmedemeyen bazı hazımsızlar, parkelerin üzerinde dehşet saçmaya devam ediyorlardı. Ve galip takımın koçu Ergin Ataman'a mikrofon uzattılar: "Bakın" diyordu, "Soyunma odamıza bakın. Şu anda canlı yayındasınız. İçeriye kamera tutun. Taraftarlar soyunma odamızı basmışlar..." Muhabir, "Şampiyonluk için neler söyleyeceksiniz?" diye sormaya yelteniyor. Ergin'in yüzü öfkeden morarmış, muhabirin gözlerine "Sen neden söz ediyorsun?" der gibi bakıyor. "Ne şampiyonluğu? Biz salonda kupamızı bile alamadık. Ben şu anda tribündeki kızlarımın akıbetini düşünüyorum..." O sırada kamera tekrar tribünlere dönüyor. 10-12 yaşlarındaki bir kız çocuğu, gözlerinde korku ve dehşet ifadesiyle polis eşliğinde salondan "kaçırılmaya" çalışılıyor. Üstelik kızcağızın bir kolu da alçıda... Şu hale bakın.... Bir teknik direktör, zaferinin tadını çıkaracağı anlarda, kızlarının hayatını düşünmek zorunda kalmış. Kolu kırık bir kız çocuğunun ise o andaki tek derdi, sağ salim evine dönebilmek... Bunun adı tek kelime ile "sportif cinnet" tir... Beylik tabancasıyla ailesine ölüm saçan polis memurlarının, düğün evini basıp, bir sülaleyi kurutmaya çalışanların, ambulans sedyesindeki yaralı kızı "namus belasına" bıçaklayanların ülkesinde bu rezil kervana bir de bu "ahlaksızlar" katıldı... Gazeteciliğimin ilk yılları, o zamanki adı Spor ve Sergi Sarayı olan şimdiki Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde basketbol muhabirliği yapmakla geçti. O dönem basketbol seyircisi öyle nezihti ki, pota arkası tribünlerinden birinin adı "Sosyete"ye çıkmıştı. Coşku da vardı, heyecan da, tezahürat da... Ama "cinnet" yoktu. 30 yılda nasıl da "cennet"ten "cinnet"e gerilediğimizi düşündüm uzun uzun... Ve en çok da bu dehşetin yaşandığı spor salonuna adını veren Abdi İpekçi için üzüldüm... Kahpe bir suikasta kurban gitmeden önce yazdığı son makalesinin başlığı "Uzlaşma" idi... Umarım, kapısında adının yazılı olduğu o sözde spor mabedinde olup bitenleri görmemiştir!..
BİZE ULAŞIN