YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Gelin şu Aspendos'u satalım!..

Sadece Aspendos'u mu? Antalya'daki diğer antik tiyatrolar Side, Perge, Thermessos ve Phaselis'i de satalım... Durun, hemen celallenmeyin... "Özelleştirme"den ya da "yabancıya satış"tan söz etmiyorum. Bu tarih harikası, muhteşem sanat mabetlerinde dizi festivaller düzenleyip, bunları turistik tur paketlerinin içine dahil ederek, turistlere pazarlayalım demek istiyorum. Verona'da Aida'yı, Kuğu Gölü'nü tarihi mekanlarda izletmek için turistlerden 30-50 Euro arası ücret alıyorlar. Bilet bulabilmek için eloğlu sıraya giriyor. Biz tiyatro tarihinin başladığı mekânların sahibiyiz ama "gık"ımız çıkmıyor. Bunları bana düşündüren, cuma akşamı Aspendos'un o büyülü atmosferinde izlediğim Carmina Burana idi. Şef Gürer Aykal yönetiminde kendime öyle bir müzik ve bale ziyafeti çektim ki, adeta zihnim açıldı, vizyonum genişledi. Düşündüm de, dünyanın pek çok turistik kentinin "simgesi" varken, Antalya denilince akla sadece deniz ve kum gelmekte. Turistlerin, önünde fotoğraf çektirip, "Ben geçen yıl Antalya'daydım" diyerek, dostlarına hava atabilecekleri bir "sembol" yok. Aslında onlarcası var da, turistlerin haberi yok... Sadece deniz, güneş ve kumla turizm gelirimizi, düşlenen yıllık 50 milyar dolara çıkarmamızın imkanının olmadığı artık ayan beyan ortada. Mutlaka "Tarihimizi" de pazarlamak zorundayız. Bırakın turistleri, Aspendos'ta bir kültür sanat festivali düzenlendiğinden ve bu yıl onaltıncısının yapıldığından kaçınızın haberi var? Dünya petrolün peşinde... Bizim petrolümüz ise metrelerce derinlikte değil, yüzeyde öylece durup, "işlenmeyi" bekliyor. Turizm denilen bu nimeti nasıl oluyor da gelire, refaha, huzura dönüştüremiyoruz, bir türlü aklım almıyor... Aspendos'u ilk kez gören Alman'ın, Rus'un, Belçikalı'nın yüzlerindeki ifadeyi görmenizi çok isterdim. Üzerinde oturdukları taşları okşuyorlardı elleriyle... Eminim ki o sırada 2000 yıl önce aynı taşa kimin oturduğunu hayal etmeye çalışıyorlardı. Ve sahnedeki devlet sanatçılarına acıdım o anda... Zira Aspendos'un ortamı öyle etkileyiciydi ki, turistler mekânın büyüsüne alışıp da sahneye odaklandıklarında neredeyse gösterinin sonu gelmişti. Eminim, o akşam oraya Ajdar'ı çıkarsanız, onu bile ayakta alkışlayacaklardı... Ama ne acıdır ki, Aspendos'un yolu hâlâ toz toprak, mıcır... Adamlar 2000 yıl önce taş blokları sırtlarında taşıyıp, koca bir tiyatro yapmışlar, biz 2000 yılda yolunu bile asfaltlayamamışız... Peki nereyi asfaltlamışız? Paha biçilemez bir tarihi değere sahip olan Pamukkale'deki antik Lidya yolunu... Yol dedim de... Yılların turizmcisi Burhan Silahtaroğlu, Aspendos'a 15 dakika mesafedeki Sahra Çölü gibi bir araziyi özel çimle ıslah edip, Akdeniz'in denize sıfır ilk golf sahasını yapmak için trilyonlar harcayıp, onca bürokratik engeli aşmış, ama belediye, muhteşem Lykia World'ün köy yolunu iki yıldır tamamlayamamış!.. Üstelik masrafın dörtte birini otel sahibinden tahsil ettiği halde... Buyurun size aynı yazının içinde üç "yol"suzluk hikayesi...
BİZE ULAŞIN