YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

TRT filmlerinde hep aynı sesler

Seslendirmelerle ilgili şikayetler giderek artıyor. Geçenlerde dizi karakterlerinin pek çoğunun aynı kişiler tarafından seslendirilmesinin, izleyicide rahatsızlık yarattığını ifade etmiştim. Yakından Kumanda okurları, yabancı filmlerin dublajında da aynı sesleri duymaktan bıkmışlar. Özellikle TRT'de yayınlanan filmlerin neredeyse hepsinde bir kaç dublaj sanatçısının seslendirme yapıyor olması, tepki çekiyor. Televizyon insanları, bir gece önce film izlerken duydukları sesleri, bir gün sonra bir başka filmde duyunca, konsantre olup, öykünün içine bir türlü girememekten şikayetçi. Benden duyurması... Hazır söz seslerden açılmışken, ekrandaki "ses kontrolü" işkencesinin tüm uyarılarımıza rağmen devam ettiğini üzüntüyle gözlemliyorum. Dizi diyaloglarının arkasına konulan fon müzikleri öyle yüksek ki, izleyiciler -özellikle de yaşlı seyirciler- ne konuşulduğunu anlamıyorlar. Bir de reklamlara geçildiğinde yaşanan "ses patlaması" keyifli akşamları, kabusa dönüştürmeye devam ediyor. Vatandaş, eli ses düğmesinin üzerinde, sürekli "teyakkuz halinde" televizyon izlemekten bıktı. Yok mu şunun bir çaresi? Ekranlardaki "seslerden" devam edelim. "Hanımın Çiftliği" dönem yapımı olması nedeniyle son çok para ve emek harcanan güzel bir prodüksiyon. Ama 1950'leri ekranda yaşatmak sadece dekorla, kostümle olmaz. İnandırıcılık açısından kullanılan dilin de mutlaka o döneme ait olması gerekir. Okurumuz Devrim Şen bu durumu çok çarpıcı örneklerle belirlemiş. Güllü, Kemal'e, Muzaffer'in kardeşinin kendisini öldürme planı içinde olduğunu söylüyor, Kemal de Güllü'ye "Sen essahtan kafayı yedin" diyor. Son bölümde ise evin hizmetçisi "Bu da Kemal'e yazıyor" şeklinde bir cümle kuruyor. "Kafayı yemek" ve "yazmak" 1950'li yılların konuşma dilinde yok. Bunlar son bir kaç yılın sokak diline ait... Dizideki otomobiller 1950, konuşma dili ise 2010 model...
BİZE ULAŞIN