YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Dolandırıcılar şehri İstanbul

Başlık bana ait değil. Dünyanın en önemli kanallarından National Geographic'te önceki akşam yayınlanan bir belgeselin adı...
Conor Woodman, bir televizyon programcısı. İşi, dünyanın çeşitli kentlerini dolaşıp oralarda turistlerin maruz kaldığı dolandırıcılık ve aldatılma olaylarını deşifre eden bir belgesel hazırlamak.
Woodman daha önce Roma, Marakeş, Prag, Buenos Aires, Barcelona, Rio ve Delhi şehirlerini 'kara listeye' almıştı. Turist dolandırıcılığı konusunda cennet (ya da cehennem) olan İstanbul'a gelmesi de kaçınılmazdı.
Nitekim Woodman, turistler için adı '7 Kazıklı Şehir'e çıkan İstanbul'a da uğradı. Önce Eminönü'nden kalkan ve '30 metre' diye anlaşma yapılan ancak beş metre çıkan 'kayıklara' turistlerin nasıl 'istiflendiğini' görüntüledi.
Ardından gizli kamerası ile İstiklal Caddesi'ne çıktı. Burada kendisine "Bir bira içmek ister misin?" diyen hanutçulara çarpıldı.
Bir adam, bizimkini arka sokaklardaki bir 'batakhaneye' götürdü. Biralarını içerken bir kadın masalarına oturup sipariş vermeye başladı. Derken Woodman'ı oraya getiren hanutçu, ortadan kayboldu. Beş bira ve iki çerezden oluşan hesap geldiğinde Woodman neye uğradığını şaşırdı çünkü hesap pusulasında bin 700 lira yazıyordu.
Woodman hesaba itiraz edecek gibi olunca, mekan sahibi onu tüm hesabı ödemesinin iyi olacağı yolunda 'ikna' etti.

30 YILDIR DEĞİŞMEDİ
Olayı görünce anılarım canlandı. 80'li yılların başıydı. Bıyıkları yeni terleyen üç üniversiteli arkadaş, deli gibi merak ettiğimiz Beyoğlu'nun arka sokaklarında felekten bir gece çalmak için dolaşırken aynı tuzağa düşmüştük. Neyse ki yanımda, çalıştığım gazetenin bir tanıtım kartı vardı da dayak yemeden, hesabı yüzde 50 indirip kendimizi dışarıya zor atmıştık.
Yıl 2012...
Aradan 30 yıl geçmiş. Beyoğlu değişmemiş. Şimdi milyon dolarlar harcayıp uluslararası bir turizm kampanyası düzenleseniz National Geographic'in duyurduğu bu rezaleti temizleyemezsiniz.
Demek ki neymiş?
Kaldırımlardan masa kaldırmakla 'huzur ve güvenlik' sağlanmıyormuş.
Peki yok mu 50 yıldır Beyoğlu'nda 'avlanan' bu hanutçulara 'dur' diyecek, turist kazıklamayı ata sporu haline getiren mekan sahiplerine gözdağı verecek birileri? Taksim'de trafiği yer altına indirmeden önce, yer altı batakhanelerini gün ışığına çıkarıp hadlerini bildirmek daha önemli değil mi? National Geographic'te tatlı tatlı belgesel izlemeyi umarken, bir Türk olarak yüzümü böylesine kızartmaya kimin ne hakkı var?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN