YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

İçinden ‘kadın’ geçmeyen ‘Cumhuriyet Kadını’ polemiği

Çarşamba gecesi iki ayrı kanalda 'Cumhuriyet Kadını Polemiği' tartışması vardı. Gündemi takip edenler biliyor, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun smokinle, eşi Dilek Hanım'ın da tüllü tuvalet ile sahne alması, taraftarlarından büyük takdir görmüş ancak bu takdir sosyal medyada bayraklaşıp "İşte Cumhuriyet kadını" sloganına dönüşünce bir tartışmayı da beraberinde getirmişti:
"Cumhuriyet kadını olmanın tek kıstası kıyafet midir?" İşte Ahmet Hakan'ın CNN Türk ekranlarında sunduğu Tarafsız Bölge ile Habertürk TV'de Veyis Ateş'in moderatörlüğündeki Gündem programları da bu tartışmayı ekrana taşıdı. Programların 'teknik' analizini yapmadan önce bu konudaki naçizane görüşümü dile getireyim:
Yahu biz buraları aşmamış mıydık? Niye dönüp dolaşıp tekrar insanların giyim kuşamları üzerinden siyaset yapmaya başladık?
Şu lüzumsuz baş örtüsü didişmesinin ülkemize nasıl zaman ve enerji kaybettirdiğini, nasıl kutuplaştırdığını görüp, ders almadık mı? Kafaların içleriyle değil de üzerine örtüp örtmedikleri kumaşlarla ilgilenmenin bugüne dek hangimize ne yararı dokundu ki? Cumhuriyet'i sadece bir kadının giyim kuşam tercihine indirgemek aslında 'Cumhuriyet'in ta kendisine hakaret' değil mi? 'Cumhuriyet kadını' olmanın tek ölçütü başı açık gezmek ya da pantolon giymek ise Latife Hanım ve Halide Edip Adıvar 'Cumhuriyet kadını' değiller miydi? Bırakın, dileyen kadın dilediğini giysin, kime ne? Bir kadını 'sıkma baş' diye aşağılamak, bir diğerini şort giyiyor diye otobüste tekmelemek hangi gerçek Cumhuriyet'e yakışır?
Cumhuriyet bir rejim olmanın ötesinde bir hayat biçimi, bir kültürdür. Sırf adlarının sonunda 'Cumhuriyet' var diye İran'ı, Saddam zamanındaki Irak'ı, Stalin'in Sovyetler'ini, baskıcı Çin Halk Cumhuriyeti'ni, halkına kan kusturan Esad'ın Suriye'sini 'Cumhuriyetten' sayabilir misiniz?
Oysa Türkiye Cumhuriyeti; laik, sosyal, demokratik, özgürlükçü bir hukuk devletidir.
Nokta!
Twitter'da sırf dış görünüşü üzerinden siyasetçi eşlerini aşağılamak ya da göklere çıkartmak sadece Cumhuriyet'i provoke etmeye hizmet eder. Kadınların giyim kuşamı üzerinden insanların arasına nifak sokmak, onları cephelere bölmek ancak bu ülkenin düşmanlarının işine yarar. Hatırlayın, İstanbul seçimleri sırasında Binali Yıldırım'ın öğretmen eşine reva görülenleri...
Gelelim bu konunun tartışıldığı programlara:
Her iki programda toplam konuşmacı sayısı 14 idi.
Gelin görün ki, konularından biri de kadın olan tartışmalarda tek kadın konuşmacı yoktu!.. Peki kadının ismi olup da cisminin olmadığı bu tartışmalar bizi nereye, ne kadar götürür, hangi soruna çözüm getirir?
Ha, bir yere getirir aslında:
"Kadın hakkı diye bir şey yoktur. Çünkü Hakkı, erkek ismidir" sığlığına...
NOT: Ahmet Hakan programı sırasında gelen eleştirilere cevap olarak cuma günkü köşesinde mealen "Biz sadece Cumhuriyet Kadını Polemiği'ni tartışmıyorduk ki" demiş. Bu mazeretin ne derece geçerli olabileceği hakkındaki son hükmü siz değerli okurlara bırakıyorum.
Ama konusu kadın olmasa bile önemli memleket meselelerinin konuşulduğu iki ayrı programda tek bir kadının bile bulunmaması size de tuhaf gelmiyor mu?

Ne demiş?
Yemekteyiz programında Nilay Hanım'dan tuhaf bir cümle işittik: "En azından sizin gibi hünkar beğendinin hünkarını yiyip beğendisini bırakmıyorum yani..."

Gaf kürsüsü
A Spor'da Kırkarelispor- Ankaragücü maçını anlatan spiker Can Küçükyıldırım; Başkent Akademi-Sivasspor mücadelesinin spikeri Erdem Ulus'a pas atmak isterken "Mikrofonlarımız Sivas'ta" dedi. Oysa karşılaşma Ankara OSTİM Stadı'nda oynanıyordu.

Zap'tiye
Televizyon dizilerinde mutlu kadın görmek imkansız hale geldi. 'Reytingin anasını ağlatmak' bu olsa gerek...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN