ŞENGÜL BALIKSIRTI ŞENGÜL BALIKSIRTI

İsviçre'de bir masal diyarı

Müthiş bir sessizlik... Karşınızda, zirvelerine ilk karların düştüğü dağlar. Dağların eteklerinde müthiş güzel evler. Önünüzde bir göl ve oradan şehrin içine doğru akıp giden bir nehir. Üzerinde kuğular yüzüyor. Her yer yemyeşil. Ve yağmur yağıyor. Ve müthiş bir sessizlik... Otelin terasında bir şeyler içip bu manzaraya bakarken, her şeyi unutmanın mümkün olduğu bu yeri daha iyi keşfedebilmek için arkadaşlarımla buluşuyorum. Köylere gidiyoruz, dağa çıkıyoruz, bu eşşiz manzaraları bir de yukarıdan izliyoruz. Her sabah işe gelirken Dudullu, Ümraniye hattında gördüğüm griliklerden sonra gözlerim bayram yapıyor. İsviçre'de, Zürih'e yakın bir mesafede olan Luzern'deyim. Luzern, doğasıyla, temizliğiyle, sessizliğiyle, insanların birbirine olan saygısıyla, kimsenin birbirine hava atma telaşında olmamasıyla sizi her şeyden koparıyor. 70 bin kişinin yaşadığı bu küçük şehirde benim de arkadaşlarım var. Onlar İstanbul'a geldiklerinde buranın enerjisinden büyüleniyorlar, biz oraya gittiğimizde oranın sükunetinden ve sessizliğinden... Gelelim Luzern notlarına... Luzern'de gece hayatının en önemli adreslerinden birinin sahibi Türk. Mekanın adı Suite. Sahibi de Erdal Sezer... Suite, İsviçre'nin en iyi kulübü seçilmiş. Kısa bir İstanbul macerasından sonra Erdal yine bildiği hayata dönmüş ve burayı yapmış. Çok da şahane bir mekan yaratmış. Bir otelin en üst katında yer alan mekandan şehrin bütün manzarası görülebiliyor. İstanbul gece hayatının ne olduğunu anlayabilmek için orayı dikkatlice izledim. Birincisi buradaki gibi kimse kimseye bakmıyor, kimse kimseyi süzmüyor. Herkes son derece rahat kıyafetler içinde. Yani kimse kimseyi dış görüntüsüyle değerlendirmiyor. Kapılarda buradaki gibi arbede yaşanmıyor. Ve gece hayatının yükünü erkekler sırtlamıyor. Diyelim ki bir kadın ve erkek kulübe gittiniz, yediniz içtiniz, hesabı istediniz. Garson 'Birlikte mi ayrı ayrı mı ödeyeceksiniz?' diye soruyor. Ve bu soru da hiç tuhaf kaçmıyor. Luzern'i yine orada çok başarılı işlere imza atan arkadaşım İsmail Caner sayesinde tanımıştım. İsmail, Luzern'deki Silk&Cotton mağazalarında Yargıcı'nın ürünlerini satıyor. O mağazalarda Türk tekstilinin ve modasının izlerini gururla izliyorsunuz. İsviçre zengin bir ülke. Ama paranın ışıltısı kimsenin gözüne batmıyor. En lüks mağazalar bile geceleri tasarruf gerekçesiyle vitrinlerinin ışıklarını açmıyor. Biraz tuhaf gelse de ilk anda, düşününce 'doğru' diyorsunuz. Özetle, buradaki kocaman hayattan, trafikten, kavgadan, gürültüden sonra oradaki o küçük ve sade, gösterişsiz hayatın içinde olmak şahane geldi. İnsana sunulan yaşam kalitesini görünce, "Biz burada ne için koşturuyoruz ve savaşıyoruz. Her gün biraz daha ölmek için mi?" diye soruyorsunuz. Aynen o durumdayım şimdi. Timuçin Esen'miş, kavgaymış, gürültüymüş, magazincileri protestoymuş... Ne saçma!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN